beyaz kuğu
  Laiklik Nedir? - Ne Değil dir?
 

Laiklik Ne / dir?-Ne Değil / dir?

 

A-Türkiye Versiyonu - 001-Çala bakış-Çala kalem

 

Nasrettin Hoca, oğluna,-o güne kadar hiç görmediğinden emin olduğu-patlıcanı gösterir ve sorar;
-Oğlum İyaz, bu nedir?
İyaz, sırasıyla bir patlıcana, bir anasına, bir de Babasına bakar ve cevap verir;
-Gözleri açılmamış sığırcık yavrusu! ..
 
***

1789 Fransız İhtilalinden ziyadesiyle etkilenen Jon Türkler 'imiz den bugünkü Cumhur / suz / Başkanımız Ahmet Necdet Seze / a /-R' a kadar, sayısız Batı hayranı-Avrupa Medeniyetinden başka medeniyet, sığırcıktan başka kuş tanımayan, "laik olunmadan, adam olunamayacağına" Yürekten inanan (veya inanıyormuş gibi yapan) - laik / çi / lerimizin Nasrettin Hoca'nın oğluyla akrabalıklarının olup olmadıgını kestirmek mümkün görünmüyorsa da, Anadolu insaninin hayat biçimini belirleyen ana çizgiler içinde en belirginin,-son iki yüz yıllık süreçte yapılan akıl almaz tahribata rağmen yine de - İslam olduğu açıktır.Yani sıradan insanımız laik değil, Müslümandır. Ve bu kesimin indinde adam olamamıştır.
Ve yine bu sıradan insanımıza, dininin, kimliğinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu düşüneninden haftada bir Cuma Namazına gidenine, hatta annesi veya karısının başı örtülü olanına, kamuda çalışmak bir yana, kamu hizmetlerinden faydalanmaya kalkışmak  günbegün zorlaşmakta, kendilerini devletin-bir bakıma ülke sınırları için deki bütün insanların-sahipleri olduklarını zannedenler tarafından icat edilen Eğitim Kurumları kapısından başlayıp ev kapısına kadar yayılmaya niyetli görünen Kamusal alan, Kırk Haramilerin hazinelerinin bulunduğu alana dönüştürülmekte "Açıl Susam Açıl" parolasının bugünkü versiyonu olan cehaletten sadır zevzekliklerden "Kahrolsun Seriat", “ bedenimiz bizimdir, istediğimize kiralarız " "Zina Hakkımızdır, Söke Söke alırız", "en büyük yahya bizim yahya", “Laiklik şalımız, Türkiye malımız”, "laikçilik dinimiz, İslam’adır kinimiz" “iş bilenin, banka boşaltanın" afişleri altında yürümeyene, Onuncu Yıl Marşını notalarına göre söyleyemeyene ve dokuzuncu senfoniyi huşu içinde dinlemesini bilmeyene ses ve geçit vermeyen dağa eşitlenmektedir.

Nasrettin Hoca'nın avucundaki patlıcanı hala sığırcık yavrusu zannetmekte devam eden İyazlarımız, ona devlet ağacının en tepesinde bir yuva yapmış, önüne yem ve su koymaya devam etmekte, gözlerinin açılmasını büyük bir iştiyakla beklemektedirler, diğer taraftan -çürüyen patlıcandan çıkan kokulardan- rahatsız olanlara da ağızlar dolu hakaretler etmeleri, sıradan bir davranış tarzlarına dönüşürken, kimi zaman da, zıvanalarından çıkıp, “kırk katır-kırk satır” seçeneğini dayatmaktan sadistçe bir zevk almaktadırlar
Devletin ve ordunun iplerini eline geçiren bu “devşirme” kesim,veya bugünkü popüler adıyla Derin Devlet'in sahipleri, soyguncu-mafya - bürokrat-medya desteğiyle kesintisiz iktidarlarını sürdürmektedirler. Gelirleri-banka boşaltma, devlete fahiş faizle para satma, hazine ve / ya orman arazilerini yapılaşmaya açma, devlet ihaleleri gibi soygunlardan, kumar oynatma, uyuşturucu ve tarihi eser kaçakçılığı, insan ticareti ve bilumum tahsilatları mafyadan, ithalat-ihracat-kara para aklama, döviz ve mal akımının sağlanması, bankalar arası işlemler, faiz hadleri gibi konularda hukuki zemin oluşturacak mevzuatların ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi ve takibi bürokrattan, yol gösterme, ahlaki yükseltme, akıl satma, kamu oyu oluşturma işleri medya tarafından yürütülmekte, bu çarka-yasama, yargı ve yürütme dahil-taş atmaya kalkışırsa, elindeki taşın büyüklüğüne göre, tez elden cezası kesilmektedir. Kimi zaman. klasik ve post-modern darbelerle Meclis tatil edilmekte, siyasi partiler kapatılmakta, başbakan ve bakanlar asılabilmektedir. Hükümetlerin yıkılması, azınlık hükümetleri kurdurulması, millet vekili satın almalar, erken seçim zorlamaları sıradan uygulamalara dönüşmüş, medya yoluyla "yüksek rütbeli bir askeri yetkili dedi ki" gibi aba altından, veya "Genel Kurmaydan MUHTIRA gibi açıklama" benzeri açıktan sopa göstermeler kanıksanır hale gelmiştir. Suyu yavaş yavaş ısıtılan kazandaki kurbağanın iyice uyuşarak, kazan altına atılan odunlardan rahatsız olmadığı gibi, korkutulan uyuşturulan ve çaresiz olduğuna inandırılan toplum da, "gidecek diyarı olmadığı" için bu “huysuz devenin peşinde” güdülmeye razı olmuş, "Topyekün Savaş" zırtabozluklarını sükunetle karşılayarak, sineye çekmiş, tepki vermemiştir. Diğer taraftan devletin sahipleri, patlıcan mevsimlerinde-burası hamiştir; halk arasında yaygın olan bir görüşe göre bazı deliler ilkbahar ve sonbahar başlarında azıtırlar-nükseden, herkesin elinde taş olabileceği paranoyasıyla ordudaki subay-astsubaydan, sokaktaki seyyar köfteciye kadar toplumun bütün kesimlerini fişlemeyi, cami önlerinde takke toplama ve kulak çekme seanslarını, üniversiteye adım atan başörtülü kızları ikna odalarında cansiperane tövbe seanslarına tabi tutmayı "sığırcığını koruma harekatının" nın tek yolu olarak görmeye devam etmektedirler.
Bu güne kadar hiçbir İyaz ne nush'a ne de kötek'e tabi tutulmadığından olacak, harp okulundan mezun olan her teğmenin gönlünde - bu da eklemlenen hamişe hamiştir; / toprağı bol olsun, Cemal Aga'ın - bir ilk okulu ziyareti sırasında bir öğrenciye "oku, oku da benim gibi devlet başkanı ol evladım" tavsiyesine iman ile/-devlet başkanı olma arzusu yatmaktadır.hamiş burada bitti.

Osman Gazi'ye verilen "Oğul, insana değer ver ki devlet yaşasın" öğüdünün yerini "halkını köle gör ki rejim yaşasın" “insanını her türlü kutsalından uzaklaştır ki, sömürün devam etsin” teraneleri almıştır Devrim Tarihi dışında tarih okumadıklarından ve ilkokulda öğretmenlerinin onlara "birer birer bine kadar" saydırmadıklarından olacak ki, Laik-Kutsal Devletin rejiminin bin yıl süreceğini iddia ile ilan da sakınca görmeyen eblehlerin, bu bilinen dünya tarihinin en güçlü iki devletin den biri olan Osmanlının, -150 kuruluş yılı, 200 yılı çökme ve yıkılış dahil-altı asırlık bir süre sonunda tarih sahnesini terk ettiğinden habersiz olmaları, tuhaflıktan öte “trage-komik” tir. Artık insanlar her gün biraz daha küçülen bu dünyada, ne kralın kulları arasında sıradan / hatta seçkin kul, ne de çobanın sürüsü içinde “besili koyun” / hatta “sürü koç başı” olmaya pek de arzulu görünmüyorlar. İnsanların ciddiye alınabilecek bir kesimi kutsal ve BUYURGAN DEVLET’ in tebaası değil, hizmet veren devletin VATANDAŞI olmak istiyor. Hatta güneşin çarığı, çarığın da ayağı sıkması durumunda, çarığı çöpe atıp, çıplak yürümeyi göze alan insanlar gün be gün çoğalırken ve yavaş yavaş STK’lar halinde bir araya gelirken, ayak ağrısına rıza gösterip güneş altında bekleşenler ise, devletin kara gözlerinin sevdalıları değil, en kısa zamanda kendilerine söğüt gölgeli su kenarından bir yer açılacağı ve ayaklarının rahatlatılacağı umudunun sahipleri olup, beklemenin uzadığı, hele söğütlerin kesildiğini, derenin doldurulduğunu, hele hele gölgeliğin etrafına duvar örülerek "buraya ayağı çarıklılar giremez" levhasının asıldığını gördüklerinde, her birinin kendini ve sizi yok etmeye kararlı pimi çekilmiş canlı bombalardan farksız olacağını ifade etmek kimseyi tehdit değil, kılavuzluk yap (ar gibi yap) makla ömürlerini geçirenlere köyün göründüğünün, kendileri olmazsa halkının sarayı basıp kıralı linç edeceği şantajıyla kıralı korkutup ondan lütuflar bekleyen soytarılara da, iki yüz yıldır çıplak olan kıralın son parça giysisinin de ortakları olan uyanık terziler tarafından çalındığının, çalınacak hiç bir şeyinin kalmadığının, bu itibarla da artık herkesin kendisine başka meşgale ve / ya başka geçim kapısı ve aramaları gerektiğinin ilanıdır.
Kendilerini, devletin sahibi olduğunu zanneden, pek sayın devşirmelerin, bu milletin, ortak paydalarını zarla / zorla silip, kimliksizleştirmeye, öznelikten çıkarıp, başkasının cümlesinde sıradan bir kelime olmaya mahkum ve mecbur bırakmaya yetecek kadar güçlerinin olmadığını çok da iyi bilmeleri gerektiği halde, gösterdikleri iki asırlık övülmeye değer gayretin meyvesi olarak gördükleri, ayağı yere, başı taşa deymeyen, hayatı "Ye, İç, Yaşa" dan ibaret sayan, uyuşuk kazandaki kurbağa durumundaki zavallıların artmasına bakıp da, işin tamam olduğu yanılgısıyla, efendilerine mal teslimi vaktinin yaklaştığını düşünerek, teslimatı çabuklaştırmak için artı çabalara girişip -" var mı bana yan bakan, asarım, keserim" külhanbeyliğinden kaynaklanan tehditlerinin darı dağına çarpıp, bir yankı, bir bumerang gibi dönüp kendilerine geleceğini, hesaplayamayacak kadar akıl ve izanlarını bağlayan, onları mankurtlaştıran arka plan kurgusunu, eldeki verilerle anlamak mümkün görünmüyor. Ancak unutulmaması gereken birinci husus, tarihin hiçbir döneminde hiçbir millet; birey veya kesimlerinin, sövülmekle dövülmekle, korkutulmakla, hapsedilmekle, hatta asılıp, kesilmekle ve sürgünle tarih sahnesinden kovulamamıştır. Bir insan topluluğunun "millet" olarak tarih önüne çıkması, nasıl ki çok karmaşık sosyal, ekonomik, siyasal kültürel olgular sürecine bağlıysa, çözülmesi ve kaybolması da yine aynı karmaşık sürecin tersine dönmesine bağlı bir olgudur.Ve yine unutulmaması gereken başka konu ise, milletlerin yaşama süresinin, kutsal-buyurgan devletlerin, gerek onu efendilerinin arzuları doğrusunda çekip-çevirmede görevli mankurtların ve gerekse efendilerinin yaşama süresiyle kıyaslanamayacak kadar da uzun olduğu gerçeğidir.

Mevlam görelim n'eyler, n'eylerse güzel eyler! ...

21.12.2001 01:06:30

 

 
  Bugün 33 ziyaretçi (385 klik) buradaydı

beyaz kuğu Selam Dünya !.. Selam Türkiye !.. Sitemize Hoş Geldiniz !.. ( beyaz kuğu ) bir aile sitesidir !.. Lütfen bizi takip ve dostlarınıza tavsiye ediniz !. Bu çorbada tuzu olsun isteyenlerin, tenkit ve tavsiyeleri için ( mim.sait@hotmail.com )veya ( alt1946@windowslive.com ) adreslerine mail göndermelerini bekliyoruz !.. Sitemizde "bir hoş sada" menüsü altında yer alan "beyaz kuğu", "teferruat", "derviş hüseyine mektuplar" ve "hem nalına hem mıhına" bölümleri orjinal olup, bunların hiç bir hakkı mahfuz değildir, kaynak gösterilerek veya gösterilmeksizin kullanılabilir. Diğer dökümanlar ise; çeşitli sitelerden alınmış, bazılarında değişiklik yapılmıştır.İlgililerin talebi halinde derhal kaldırılacaktır!..Bilgilerinize sunulur !.. *** beyaz kuğu***Ailenizin Sitesi***











* * * * *


 
 

Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol