beyaz kuğu
  00-B-03 - Kitaplara İman
 

                      

                             
KİTAPLARA İMAN

A) KUTSAL KİTAPLAR

İslâmiyetin iman esaslarından biri de kitaplara imandır. Kitaplara iman etmek her müslümana farzdır.

Yüce Allah kullarına mutluluk ve saadet yollarını göstermek için içlerinden bazılarını peygamber seçmiş; onlardan bir kısmına melek vasıtası ile kitaplar indirmiş; yaşam kanunlarını koymuş, emirler ve yasaklar koymuş; iyiyi kötüyü, doğruyu eğriyi göstererek bunların sonuçları konusunda insanları aydınlatmıştır. Böylece insanlara her iki dünyada da mesut olmanın yolları gösterilmiştir. Bu ilâhî mesajların toplamına "İlâhî Kitaplar." veya "Semavî Kitaplar " denir.

İlâhî kitaplar, insan cihazının bütün hassasiyetini, yapılış özelliklerini muhafaza ederek sürdürebileceği ideal yaşam biçimi, hayat kanunları ve işleyiş kurallarıdır. Yaratılmışların en şereflisi olan insanın, gerek yaratanına, gerekse birbirlerine ve başka varlıklara karşı nasıl hareket edeceklerini, nasıl davranacaklarını ilâhî kitaplar bildirirler. Bilinmesi, inanılması gereken meseleleri ve ibadetleri insanlar, sırf kendi akılları ile bulamazlar. Öldükten sonraki hayat, âhiret ahvali, iman esasları, ibadet çeşitleri ve şartları, kardeşlik ve yardımlaşma şekilleri v.b. pek çok konularda insanlar mukaddes kitaplara müracaat etmek zorunda kalmışlardır. Eğer Cenab-ı Hak ilâhî kitapları göndermeseydi insanlar büyük bir vahşet içine düşerler, denizin ortasında rotasını yitirmiş bir gemiye dönerlerdi.

Ne yazık ki, Hz. Adem (a.s.)'den bizim Peygamberimize kadar gönderilen ilâhî kitaplar, peygamberlerine gönderildikleri şekilleri muhafaza edememişlerdir. Hiç değişikliğe uğramadan günümüze kadar ulaşabileni sadece Kur
an-ı Kerîmdir.

Biz kitaplara inanırken, onların Allah'ın gönderdiği ilk orijinal şekillerine inanırız. Onların hepsinin hak ve Allah tarafından olduklarına iman ederiz.

B) KİTAPLARIN ÇEŞİTLERİ

a. Sayfa halinde gelenler: Bunlara suhuf(sayfalar) denir.

10 sayfa Adem Aleyhisselâma
50 sayfa Şit Aleyhisselâma
30 sayfa İdris Aleyhisselâma
10 sayfa İbrahim Aleyhisselâma gelmiştir

b. Dört büyük kitap:

Tevrat: Musa Aleyhisselâma
Zebûr: Dâvut Aleyhisselâma
İncil: İsa Aleyhisselâma
Kur
an: Muhammed Aleyhisselâma gönderilmiştir.

C) KURAN-I KERİM

Kur
an-ı Kerim son peygamber Hz. Muhammet (s.a.v.)e Allah tarafından Cebrail (a.s) aracılığı ile nazil olmuş mukaddes kitapların sonuncusudur. Kuran adı bizzat âyetlerde geçer. " Onlar hâlâ Kuranı gereği gibi düşünmeyecekler mi?" ( Nisâ: 82 ).

Kur
an-ı Kerim, Müslümanların mukaddes kitabıdır. Tevrat, Zebur ve İncilde olduğu gibi Kuranda herhangi bir tahrif olmamıştır. Kıyamete kadar da olmayacaktır. Çünkü Allah ( c.c.) Kuranın muhafaza olunacağını bizzat vaat etmiştir. "Kuranı biz inzal ettik, şüphesiz koruyucuları da biziz." (Hicr:9)

a. Nazil Oluşu (Levh-i mahfuzdan yer yüzüne indirilişi)

Kur’an-ı Kerîm, âyet âyet, sûre sûre, ihtiyaçlara cevap olarak 23 senede vahiy yoluyla Hz. Peygambere gelmiş, vahiy kâtipleri tarafından yazılmış, yüzlerce hâfız tarafından ezberlenmiş tevatür yoluyla hiçbir değişikliğe ve eksikliğe uğramadan bize kadar gelmiştir.

Bu mübarek kitap, Peygamberimize 40 yaşında iken nazil olmağa başlamıştır. Milâdî 610 yılının 27 Ramazanında Cebrail (a.s)ın "Oku" emrini getirmesiyle Kuran
ın nüzulü başlamış ve 63 yaşında tamamlanmıştır.

O lâfzı, manası, üslubu ve bütün yönleriyle Allah kelâmıdır. O, ebedî bir mucizedir. Hiçbir beşer sözüne benzemez.

Kur’an-ı Kerîm 114 suredir. Kur’an-ı Kerîm’in  ayetleri hususunda ise âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu itibarî olup, esasta bir fark yoktur. Bazı âlimler sûre başlarındaki besmeleleri ve mukattaa harflerinden bir kısmını müstakil âyet saymışlardır. Bazıları da secâvendle ayrılmış olan âyetleri iki ayrı âyet saydıklarından âyet sayısı değişik rakamlarla ifade edilmiştir. Bu Kuran’ın kendisinde bir eksiklik veya fazlalık değil, var olanın değişik sayımıdır.

Ebu Amr ed-Dâni’ye göre âyetlerin sayısı 6000 dir.
İsmail b. Cafere göre âyetlerin sayısı 6214
tür.
Ehl-i Mekkeye göre âyetlerin sayısı 6219
dur.
Ehl-i Kûfeye göre âyetlerin sayısı 6236
dır
Basralılara göre âyetlerin sayısı 6204
tür
Şamlilara göre âyetlerin sayisi 6226
dır
Zemahşerî'ye göre âyetlerin sayısı 6666
dır

Kur
anın kelimeleri: 77439, harfleri: 332015 tir.

b. Toplanışı:

Peygamberimize Kur
an âyetleri ve sûreleri geldikçe Efendimiz (s.a.v) bunları yanında olan ashabına okurdu. Ashap hem duyduğu Kuran âyetlerini ezberler hem de bir tarafa yazarlardı. Ayrıca nazil olan âyetleri yazmakla vazifeli Müslümanlar vardır ki bunlara "vahiy kâtipleri" denirdi. Böylece Kuran-ı Kerîm, Peygamberimizin sağlığında çok sayıda Müslüman tarafından ezberlenmiş, yazılmış ve vahiy kâtipleri tarafından da yazı ile kaydedilmişti. Ancak ayrı ayrı olan sayfalar toplanmış değildi.

Peygamberimizin vefatından sonra ilk halife Hz. Ebû Bekir zamanında Yemâme savaşlarında 70 kadar hafız şehit olmuştu. Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir
e müracaat ederek bizzat Peygamberin sağlığında onun lisanından ezberlenmiş olanlar ölüp gitmeden Kur’anın kitap halinde bir araya getirilmesini teklif etti. Hz. Ebû Bekir bir süre düşünüp, istişare ettikten sonra vahiy kâtiplerinden Zeyd bin Sabitin başkanlığında bir komisyon kurarak titiz bir çalişma yapti. Böylece âyet ve sûreler Hz. Peygamberin, vahiy kâtiplerine bildirdiği tertip üzere bir araya getirildi.

Kur
an-ı Kerim böylece toplanmıştır. Vefatına kadar Hz. Ebû Bekirde kalmış olup sonra ikinci halife Hz. Ömere geçmiş, daha sonra Hz. Ömerin kızı ve Peygamberimizin eşi olan Hz. Hafsaya geçmiştir. Titizlikle korunan bu nüsha kutsal bir emanet olarak Hz. Osmana intikal edince ilk nüsha esas olmak üzere adedi çoğaltılarak yediye çıkarılmış ve Müslümanların nüfuz bakımından çoğunlukla oturmakta olduğu büyük şehirlere gönderilmiştir. Bu çoğaltılan nüshalar da büyük bir şuur ve dikkatle muhafaza olunmuştur. Böylece Kuran bir yandan ezber (hıfz) yoluyla bir yandan da toplanıp yazılarak tevatüren (yalan söylemelerine imkân olmayan çok sayıda kalabalık tarafından günümüze kadar bir harf bile tahrif olunmadan) gelmiştir.

Kuran’a sevgi ve saygı duymak, gösterdiği yoldan gitmek, her müslümanın borcudur. Kur’an yolu, saadet ve hak yoludur.

c. Özellikleri:

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerîm’e bir takım özellikler vermiştir ki, başka hiçbir kitapta bulunmaz:

Tarihî belgelere ait bütün şartları, içinde toplayan yegâne mukaddes kitap, Kuran
dır.

Lâfız ve manası ile beraberce Cenab-ı Hak tarafından vahy olunmuş olup bu konuda Cebrail (a.s) ve Muhammet (s.a.v) sadece vasıta olmuştur. Kur
an, Allah Teâlânın ezelî kelâmıdır.

Peygamberden zamanımıza kadar tevatür yoluyla nakledilmiş ve tevatür yüz binlerce, milyonlarca insan tarafından zamanımıza kadar devam ettirilmiştir.

Kur
an kolayca öğrenme özelliğine sahiptir.

Kur
an  hem lâfız, hem mana bakımından mucizedir. İnsanda hayranlık uyandıran bir eşsizliğe sahiptir ve benzeri, insanlar tarafından yapılamayacaktır.

Kuran
ın bir başka özelliği ise dünyada başardığı büyük değişikliktir. O, (23) yirmi üç sene gibi kısa bir zamanda yüzyıllar boyunca kökleşip yerleşmiş olan putperestlik ve buna bağlı yüzlerce ahlaksızlığı ve yüz kızartıcı ahlâksız adetleri kökünden silip süpürmüştür. Kuran’ın en mühim özelliklerinden biri insan ruhunda meydana getirdiği büyük tesir ve buna paralel olarak yaptığı inkılâptır.

Kur
an’da çok kısa âyetlerde, çok büyük hakikatler dile getirilmiştir.

Namazlarda zorunlu olarak, namaz dışında hükümlerini öğrenip anlamak gayesi ile sürekli olarak okunur.

Kur
an, başka kitaplar gibi belli bir millete ve belli bir zamanin ihtilaçlarini karşilamak üzere degil bütün zamanlarin ihtiyacini karşilamak üzere ve bütün insanliga gönderilmiştir.

Hakiki mümin Allah Teâlânin bütün kitaplarina inanir ve Hak Teâlânin insanlara son kitabi olan Kur
an-ı Kerim sarılır, onun hükümlerine riayet etmeğe çalışır Kuran’ın üstünlüğüne dair Peygamberimizin hadis-i şerifleri çoktur. Peygamberimizin Kuran -ı: "... Allahın metin bir ipi, açık bir nûru, hikmet dolu bir zikri ve sırat-ı müstakîmdir.. Alimler ona doymaz mattakiler ondan usanmaz, onun ilmini bilen ileri gider, onunla hükmeden adalet eder. Ona sıkı sarılan doğru yola hidayet bulur." hadisi ile ne güzel tanıtmıştır! İslâm âlimleri Kuran’ın üstün özelliklerini tanıtmak için ciltler dolusu eserler yazmışlardır.


Alınt-Kaynak
http://www.islamdahayat.com/iman/005.htm


Kitaplara iman   2




 
İmanın üçüncü şartı, kitaplara imandır. Amentü’deki, (Ve kütübihi) ifadesi, Allahü teâlânın kitaplarına inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir. Allahü teâlânın gönderdiği kitaplar çoktur. Din kitaplarımızda bildirilen ise, 104 kitaptır. Bunlardan 100’ü küçük kitaptır. Bu küçük kitaplara suhuf denir.

100 suhuf kitap şu Peygamberlere inmiştir:
10 suhufu, Âdem aleyhisselama,
50 suhufu, Şit aleyhisselama,
30 suhufu, İdris aleyhisselama,
10 suhufu, İbrahim aleyhisselama.

Dört büyük kitap ise şu Peygamberlere inmiştir:
Tevrat, Musa aleyhisselama,
Zebur, Davud aleyhisselama,
İncil, İsa aleyhisselama,
Kur'an-ı kerim, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselama.

Kitapların hepsini, Cebrail aleyhisselam getirmiştir. Kur'an-ı kerim, bütün ilahi kitapların hükümlerini nesh etmiş, yani yürürlükten kaldırmış ve bu hükümleri kendisinde toplamıştır. Bugün, bütün insanların Kur'an-ı kerime tâbi olmaları lazımdır. Şimdi, hiçbir memlekette, hakiki Tevrat ve İncil yoktur. Bozulmuş İnciller vardır. Bu kitaplar sonradan tahrif edilmiş, yani insanlar tarafından değiştirilmiştir. Bozulmamış olsaydı bile, geçerliliği yoktu, hepsi Allahü teâlâ tarafından nesh edilmiştir.

Kur'an-ı kerimin gelmesi âyet âyet olmuş ve 23 senede tamamlanmıştır. Kur'an-ı kerim, kıyamete kadar geçerlidir. Geçersiz olmaktan ve insanların değiştirmelerinden korunmuştur. Kur'an-ı kerimde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan, Allahü teâlâya inanmamış olur.
Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
(Kur’anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9]

(Kur’an, eşi benzeri olmayan bir kitaptır. Ona önünden, ardından [hiçbir yönden, hiçbir şekilde] bâtıl gelemez [hiçbir ilave ve çıkarma yapılamaz. Çünkü] O, kâinatın hamd ettiği hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.) [Fussilet 41-42]

Sual: Peygamberlere kitaplar nasıl indi? Bu kitapların mahiyeti nasıldır?
CEVAP
Allahü teâlâ, kitapları, melek ile, bazı Peygamberlerin mübarek kulaklarına söyleyerek, bazılarına ise, levha üzerinde yazılı olarak, bazılarına da meleksiz işittirerek indirdi. Bu kitapların hepsi Allahü teâlânın kelamıdır. Ebedi ve ezelîdir. Mahluk değildir. Bunlar, meleklerin veya Peygamberlerin kendi sözleri değildir.

Allahü teâlânın kelamı, bizim yazdığımız ve zihinlerimizde tuttuğumuz ve söylediğimiz kelam gibi değildir. Yazıda, sözde ve zihinde bulunmak gibi değildir. Harfli ve sesli değildir. Allahü teâlânın ve sıfatlarının nasıl olduğunu insan anlayamaz. Ama o kelamı insanlar okur. Zihinlerde saklanır ve yazılır.
Demek ki, Allahü teâlânın kelamının iki tarafı vardır. İnsanlarla beraber olunca, mahluk ve hadistir. Allahü teâlânın kelamı olduğu düşünülünce, kadimdir.

Sual: Bazıları, Kur'anın Peygamberimizin beynine ilham edildiğini söylüyorlar. Doğrusu nasıldır?
CEVAP
Kur'an-ı kerimdeki Arabi kelimeler, Allahü teâlâ tarafından dizilmiş olarak âyetler halinde gelmiştir. Cebrail aleyhisselam, bu âyetleri, bu kelimelerle, bu harflerle okumuş, Peygamber efendimiz de mübarek kulakları ile işiterek, ezberlemiş ve hemen Eshabına okumuştur. Peygamber efendimiz, Allahü teâlâ tarafından, mübarek kalbine bildirilenleri, Arabi olarak anlatırsa, buna hadis-i kudsi denir.

Cebrail aleyhisselam, her yıl bir defa gelip, o ana kadar inmiş olan Kur'an-ı kerimi, Levh-il-mahfuzdaki sırasına göre okur, Peygamber efendimiz dinler ve tekrar ederdi. Ahirete teşrif edeceği sene, iki defa gelip, tamamını okudular. Peygamber efendimiz aleyhisselam ve Eshab-ı kiramdan çoğu, Kur'an-ı kerimi tamamen ezberlemişti. Bazıları da, bazı kısımları ezberlemiş, birçok kısımlarını da yazmışlardı.

Peygamber efendimiz vefat edince, halife Hazret-i Ebu Bekir, ezber bilenleri toplayıp ve yazılı olanları getirtip bir heyete, bütün Kur'an-ı kerimi, kağıt üzerine yazdırdı. Böylece, Mushaf meydana geldi. 33 bin Sahabi, bu Mushafın her harfinin, tam yerinde olduğuna söz birliği ile karar verdi. Üçüncü halife Hazret-i Osman, hicretin 25.senesinde, altı tane daha Mushaf yazdırıp, Bahreyn, Şam, Basra, Bağdat, Yemen, Mekke ve Medine’ye gönderdi. Bugün, bütün dünyada bulunan mushaflar, hep bu yedisinden yazılıp, çoğalmıştır. Aralarında bir nokta farkı bile yoktur.

Kur'an-ı kerimde 114 sure ve 6236 âyet vardır. Halk arasında yanlış olarak 6666 âyet var deniliyor. Âyetlerin sayısının 6236’dan az veya daha çok olduğu da bildirildi ise de, bu ayrılıklar, büyük bir âyetin, birkaç küçük âyet sayılmasından veya birkaç kısa âyetin, bir büyük âyet, yahut surelerin evvelindeki Besmelelerin bir veya ayrı ayrı âyet sayılmasından ileri gelmiştir. (B.Arifin)

Sual: Peygamber efendimizin mucizelerinin en büyüğü nedir?
CEVAP
Kur’an-ı kerimdir. Bugüne kadar gelen bütün şairler, edebiyatçılar, Kur’an-ı kerimin nazmında ve manasında aciz ve hayran kalmışlardır. Bir âyetin benzerini söyleyememişlerdir. İ’cazı ve belagati insan sözüne benzemiyor. Yani, bir kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor. Bir kelimesinin yerine koymak için, başka kelime arayanlar bulamamışlardır. Nazmı Arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor.

 

 

Menzil Sofusu isimli Üye şimdilik offline konumundadır 

 

 

Geçmişte olmuş ve gelecekte olacak nice gizli şeyleri haber vermektedir. İşitenler ve okuyanlar, tadına doyamıyorlar. Yorulsalar da, usanmıyorlar. Okuması veya dinlemesi, sıkıntıları giderdiği sayısız tecrübelerle anlaşılmıştır. İşitenlerden kalblerine dehşet ve korku çökenler, bu sebepten ölenler bile görülmüştür. Nice azılı İslam düşmanları, Kur’an-ı kerimi dinlemekle, kalbleri yumuşamış, imana gelmişlerdir. İslam düşmanlarından ve muattala, melahide ve karamita denilen müslüman ismini taşıyan zındıklardan Kur’an-ı kerimi değiştirmeye, bozmaya ve benzerini söylemeye çalışanlar olmuş ise de hiçbiri arzularına kavuşamamıştır.

Bütün ilimler ve tecrübe ile bulunamayacak güzel şeyler ve iyi ahlak ve insanlara üstünlük sağlayan meziyetler ve dünya ve ahiret saadetine kavuşturacak iyilikler ve varlıkların başlangıcı ve sonu hakkında bilgiler ve insanlara faydalı ve zararlı olan şeylerin hepsi Kur’an-ı kerimde açıkça veya kapalı olarak bildirilmiştir. Kapalı olanlarını, erbabı anlayabilmektedir.

Semavi kitapların hepsinde, Tevrat’ta, Zebur’da ve İncil’de bulunan ilimlerin ve esrarın hepsi Kur’an-ı kerimde bildirilmiştir. Kur’an-ı kerimde mevcut ilimlerin hepsini ancak Allahü teâlâ bilir. Çoğunu sevgili Peygamberine bildirmiştir.

Kur’an-ı kerimi okumak çok büyük bir nimettir. Allahü teâlâ, bu nimeti Habibinin ümmetine ihsan etmiştir. Melekler bu nimetten mahrumdurlar. Bunun için, Kur’an-ı kerim okunan yere toplanıp dinlerler. Bütün tefsirler, Kur’an-ı kerimdeki ilimlerden çok azını bildirmektedirler. Kıyamet günü, Peygamber efendimiz minbere çıkıp Kur’an-ı kerim okuyunca, dinleyenler bütün ilimlerini anlayacaklardır.

Bugünkü Tevrat ve İnciller
Sual: Bugünkü Tevrat ve İnciller hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
İyice tetkik edilirse, Tevrat ve İncillerde mevcut olan yazıların üç membadan geldiği kolayca görülür:
1- Bunların bir kısmı Allah kelamı olabilir.
2- İkinci kısımda yazılı olan sözler Peygamberler tarafından söylenilmiş olabilir.
3- Üçüncü kısımdaki sözlerin bir kısmı İsa aleyhisselamın havarileri tarafından bir kısmı bazı tarihçilerin rivayetlerinden, bir kısmı ise, kimin tarafından ve niçin söylendiği bilinmeyen rivayetlerden ibarettir. Bugün elde bulunan Kitab-ı mukaddesin büyük bir kısmında, kim tarafından söylenildiği bilinmeyen, fakat muhakkak insan sözü olduğu hemen anlaşılan sözler çoktur. Bunları Allah kelamı olarak kabul etmek imkansızdır.

İçinde bir kısım Allah kelamı, bir kısım Peygamber sözü, fakat büyük bir kısmı insanların muhtelif rivayetleri bulunan bir kitap Allah kelamı olarak kabul edilemez. Hele (insan sözü) olan kısımlarında türlü türlü yanlışlıklar bulunması, aynı hususu anlatanların birbirinden çok farklı ifadeleri, verilen rakamların birbirini tutmayışı bugünkü Tevrat ve İncillerin tamamen bir insan eseri olduğunu açıkça ispat etmektedir. Bugünkü İncillerin Allahü teâlânın kelamı mı, yoksa insan eseri mi olduğu hakkında Hıristiyan din ve fen adamları ne diyorlar?

Moody İncil Enstitüsü’nden Dr. Graham Secroggie, (İncil Allah kelamı mı?) adlı kitabında diyor ki:
(Kitab-ı mukaddes insan eseridir. Bazı kimseler, neden olduğunu anlamadığım sebeplerden ötürü, bunu inkâr etmektedir. Kitab-ı mukaddes, insanların dimağında teşekkül etmiş, insanlar tarafından, insan dili ile insan eli ile yazılmış ve tamamen insan karakteri taşıyan bir eserdir.) [S.17]

Hıristiyan din adamı olan Kenneth Cragg ise şöyle diyor:
(Kitab-ı mukaddesin Ahd-i Cedid kısmı, Allah sözü değildir. Burada doğrudan doğruya insanların anlattıkları hikayeler ve herhangi bir işin nasıl yapıldığını gören insanların görgü şahitliği vardır. Sırf insan sözü olan bu kısımlar, kilise tarafından insanlara Allah’ın kelamı gibi nakledilmektedir.)

Teolog Prof. Geyser:
(Kitab-ı mukaddes Allah kelamı değildir. Ama, buna rağmen kutsal bir kitaptır) diyor.

Demek ki, bugünkü Kitab-ı mukaddes hakkında, Batılı ilim adamları ile birlikte vereceğimiz karar şudur: Kitab-ı mukaddes, Allah kelamı değildir. Allah kelamı olan hakiki Tevrat ve İncil, bugün tamamen başka bir kitap haline dönüşmüştür. Bugünkü İncillerde Allah kelamı olması düşünülebilen sözler yanında, başkaları tarafından ilave edilen birçok sözler, tahminler ve hikayeler vardır.
İncillerin hepsi Allah kelamı olsa bile, Kur’an-ı kerimde olduğu gibi, bir medeni hukuk, bir ceza hukuku yoktur. İncillerle bir muhtarlık bile idare edilemez.

İkinci husus, İnciller Allah kelamı bile olsa, artık onlar nesh edilmiştir. Âdem aleyhisselama, Nuh aleyhisselama inen kitapların aslı bulunsa bile onlarla amel edilemez, çünkü onlar yürürlükten kaldırılmıştır. Allahü teâlâ kaldırmıştır. En son gönderdiği din ile amel etmek gerekir. Öyle olmasa idi, Allahü teâlâ bir tek kitap gönderir, bütün peygamberlere bununla amel edin derdi. İman edilecek hususlar bütün dinlerde aynı olduğu gibi amel edilecek hususlar da aynı olurdu. Hıristiyanlığı nesh etmese idi, Müslümanlığı göndermezdi.

 

 

Alıntı Kaynak:

 

 

www.islamdahayat.com/iman/005.htm

 

 

 

 

 

 

                                Kitaplara İman


Kitaplara İman Etmek Hakkındaki Kur’an-ı Kerim Ayetleri

İman rükünlerinden biri de Allah’ın  rasullerine indirdiği kitap ve suhuflara iman etmektir. Rabbani emir nasıl meleklerin hepsine iman etmeyi gerektiriyorsa aynı şekilde semavi kitapların hepsine de imanı gerektirmektedir. Bu da imanın bir cüzüdür  bu olmadan kişinin imanı tamam olmaz. Allah  Kur’an’ı Nebimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e indirdiği gibi diğer kitaplarını da başka rasullerine indirmiştir. Bu kitaplardan bazısını Allah Kur’an’da isimlendirip bize bildirmiş  diğer bazılarını ise bildirmemiştir. Kur’an’da isimlerini zikredip bildirdiği kitapları şunlardır:
1) Kur’an’ı Kerim’dir

Allah Onu son Rasulü Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e indirmiştir:

“Kâf
  şanlı Kur’an’a and olsun.”

Kâf: 1

“Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik…”

Yusuf: 2

“O Allah’a hamd olsun ki kuluna kitabı indirdi.”

Kehf: 1

“Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indiren Allah ne mübarektir.”

Furkan: 1

“O Kâfirler Kur’an’ı işittikleri zaman
  neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. O delidir diyorlardı. Hâlbuki O âlemler için uyarıdan başka bir şey değildir.”

Kalem: 51
  52
2) Tevrat’tır

Allahu Teâlâ Onu Musa (Aleyhisselam)’a indirmiştir:

“Tevrat’ı biz indirdik Onda hidayet ve nur vardır. Allah’a teslim olmuş Nebiler
  onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Rabbani âlimler ve rahipler de Allah’ın kitabını korumakla görevli olduklarından Onunla hüküm verirler ve Onu gözetleyip korurlardı…”

Mâide: 44
3) İncil’dir

Allahu Teâlâ O’nu İsa (Aleyhisselam)’a indirmiştir:

“Onların ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve Ona
  içinde hidayet ve nur bulunan  önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik.”

Mâide: 46
4) Zebur’dur

Allah Onuda Davud (Aleyhisselam)’a vermiştir:

“Davud’a da Zebur’u verdik.”

İsra: 55
5) Suhuflardır

Allahu Teâlâ bazı Rasul ve Nebilerine de suhuflar vermiştir.

“Kendisine suhuf verilen Rasuller İbrahim: “Yoksa kendisine Musa’nın ve çok vefalı İbrahim’in suhufunda bulunan haber verilmedi mi?”

Necm: 36
  37

“Muhakkak ki felaha eren
  zekât veren ve Rabb’inin adını anıp namaz kılandır. Ama siz şu dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa Ahiret daha iyi ve daha kalıcıdır. Bu hüküm elbette ki önceki suhufta vardır  İbrahim ve Musa’nın suhufunda.”

A’la: 14
  19

Diğer rasullere indirilen kitaplara gelince Allahu Teâlâ onların isimlerini açıklamamıştır. Fakat Allah
  her Rasulün kavmine tebliğ etmekle görevli olduğu bir risaleti olduğunu açılamıştır.

“İnsanlar bir tek ümmet idi
  Allah nebileri müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi. Onlarla beraber  anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetmek üzere içinde gerçekler bulunan kitaplar indirdi.”

Bakara: 213

“And olsun biz rasullerimizi açık delillerle gönderdik ve mizanı (ölçü) indirdik…”

Hadid: 25

Kur’an’da adları anılan ve anılmayan kitaplara Allah’ın indirdiği bütün kitap ve suhufa iman ederiz şeklinde icmali bir iman gerekir. Allah’ın gönderdiğini söylemediği bir kitabıda Allah’a nisbet etmekten kaçınmak gerekir. Allah kendisine nisbet ettiği kitapları hak
  nur ve hidayet üzere indirmiştir. Onların hepsi Allah’ı Rububiyet  Ulûhiyet  O’nun güzel isimleri ve yüce sıfatlarında birleme üzere gelmiştir. Buna muhalif olarak o kitaplara nisbet edilen şeylerse beşerin tahrifinden başka bir şey değildir.

Tevrat hakkında Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Gerçekten Tevrat’ı biz indirdik
  Onda hidayet ve nur vardır…”

Mâide: 44

İncil hakkında ise şöyle buyurmaktadır:

“Onların ardından yanlarındaki Tevrat’ı tasdik edici olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve Onu
  içinde hidayet ve nur bulunan  önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik.”

Mâide: 46

Semavi kitapların ana meselesi: İbadetlerle Allah’ı birleme ve hiç bir şeyi O’na ortak koşmamaktır. Bu mesele
  bütün kitapların asıl mevzusu olup hiç değişmez esastır.

“Senden önce gönderdiğimiz her rasule ‘Benden başka ilah yoktur
  sadece bana kulluk edin’ diye vahy etmişizdir.”

Enbiyâ: 25

“And olsun biz her millet içinde: Allah’a kulluk edin
  tagut (a tapmak) tan kaçının diye rasul gönderdik…”

Nahl: 36

Ayetlerde görüldüğü gibi
  kitapların talim ettiği muhteviyat aynı olunca hepsine iman zorunlu olmaktadır. Ancak Allah’ın  Kur’an’ı diğer kitaplardan ayırdığı ona has özellikleri vardır. Onları şöyle sıralayabiliriz:

1) Kur’an Adem (Aleyhisselam)’dan Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kadar inen ilahi talimin bir hulasasıdır. O
  Allah’ı birleme  O’na ibadet ve itaat yönüyle önceki kitaplarda bulunan hükümlerin tasdikçisidir. Kur’an geçmiş kitaplardaki faziletlerin hepsini kendisinde cem etmiştir. Onlardaki hakkı ikrar ve itiraf eder  tahrif ve sonradan girme batıl şeyleri de beyan ve reddeder:

“Sana da kendinden önceki kitabı doğrulayıcı ve Onu kollayıp koruyucu olarak bu Kitabı hak ile indirdik.”

Mâide: 48

“Bu Kur’an
  Allah’tan başkası tarafından uydurulacak bir şey değildir. Bu ancak kendinden öncekilerin tasdikçisi ve kitabın açıklamasıdır. Onda asla şüphe yoktur. Âlemlerin Rabb’i tarafından indirilmiştir.”

Yunus: 37

“Bu Kur’an iftira edilmiş bir söz değildir. O ancak kendinden önceki kitapların tasdiki
  her şeyin açıklanması  mümin topluluk için de hidayet ve rahmettir.”

Yusuf: 111

Kur’an beşeriyetin tamamı için genel bir şeriat getirmiştir. Onda insanlık için dünya ve ahiret saadetini sağlayıcı her şey vardır. Kur’an getirdiği şeriatla geçmiş toplumlara has ameli şeriatların hepsini nesih edip
  her zaman ve her mekâna uygun kıyamete kadar ebedi kalıcı hükümler vazetmiştir.

2) Kur’an tahrif
  önünden ve arkasından batılın yaklaşması gibi şeylerden uzak yegâne Rabbani kitaptır.

“Şüphesiz ki O zikri biz indirdik biz. Onun koruyucusu da elbette biziz.”

Hicr: 9

“Onlar kendilerine gelen Kur’an’ı inkâr ettiler. Hâlbuki O eşsiz bir kitaptır. Ne önünden ne de arkasından Onun hükmünü boşa çıkaracak bir söz gelmez. O
  hüküm ve hikmet sahibi çok övülen Allah’tan indirilmiştir.”

Fussilet: 41
  42

Allah Kur’an’ı Rasulüne indirirken Onu sadece kendi toplumuna tebliğ etmesi için indirmemiştir. Aksine Onu bütün insanlığa tebliğ edip duyurması için indirmiştir. Bu yönüyle de Kur’an diğer kitaplardan ayrılır. Diğer kitaplara gelince
  Allah’ın bize haber verdiğine göre müntesipleri tarafından tahrife uğratılmıştır. Yahudilerin kendi kitaplarında yaptıkları değişiklik ve tahrifatı şöyle zikretmektedir:

“Şimdi siz
  onların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Oysa bunlardan bir grup vardır ki  Allah’ın sözünü işitirler de düşünüp akıl erdirdikten sonra bile bile onu değiştirirler.”

Bakara: 75

“Yahudilerden öyleleri var ki
  kelimeleri yerinden kaydırıyorlar.”

Nisâ: 46

Hristiyanların İncil’de yaptığı tahrifi anlatırkende şöyle buyurmuştur:

“Biz Hristiyanız diyenlerden de söz almıştık
  ama uyarıldıkları şeyden ibret almayı unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara ne yaptıklarını haber verecektir. Ey kitap ehli  Rasulümüz size geldi  kitaptan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor  çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah’tan bir nur ve açık bir kitap geldi.”

Mâide: 14
  15

“Yahudiler: Üzeyr Allah’ın oğludur dediler. Hristiyanlar da: Mesih Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla ifade ettikleri sözleridir. (Sözlerini) önceki kâfirlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları helak etsin
  nasılda iftira ediyorlar.”

Tevbe: 30

Bu ayet Yahudi ve Hristiyanların Allah’a çocuk isnat edip iftirada bulunarak kitaplarını tahrif ettiklerine en açık bir örnektir. Kur’an bu tahrifi İhlâs suresindeki “Kendisi doğurmamıştır ve (başkası tarafından da) doğrulmamıştır.” İhlâs: 3 ayetiyle tashih edip düzeltmiştir. Allahu Teâlâ eş ve çocuk edinmekten münezzehtir. Rasullere gelince onların hepsi birer beşerdir. Ancak
  Allah onları vahiy ve onu insanlara tebliğ etmekle hususi kılmıştır. Rasullerin sonuncusu Nebimize hitaben şöyle buyurmuştur:

“De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. İlahınızın bir tek ilah olduğu bana vahiy olunuyor…”

Kehf: 110

Ehli kitabın kendi kitaplarında yaptığı tahrif ise genel olarak üç kısma ayrılmaktadır:
1) Sözü Olduğu Gibi Bırakıp Tevil Ederek Manayı Tahrif Etmek

Kur’an buna şu ayetle işaret ediyor:

“Yahudilerin yaptıkları zülüm ve birçok kimseyi Allah yolundan çevirmelerinden dolayı kendilerine temiz ve güzel şeyleri onlara yasakladık. Men edildikleri halde faizi almaları ve haksız yere insanların mallarını yemelerinden ötürü böyle yaptık.”

Nisa: 160
  161

Görüldüğü gibi kitaplarında bulunan mevcut hükme rağmen çeşitli hileler yaparak insanların mallarını batıl olarak yemektedirler. Bununla da kalmayıp şöyle demektedirler: Yahudiler kendi aralarında faiz alamaz
  birbirleri ile olan ilişkilerinde de emanete riayet şarttır. Ama Yahudi olmayan biriyle olan ilişkilerinde faizin bir sakıncası yoktur  artı onun malını da yiyebilirsin. Onların bu halini Kur’an bize şöyle anlatıyor:

“Kitap ehlinden öyleleri vardır ki
  ona yüklerle emanet bıraksan onu sana öder. Onlardan öyleleri de vardır ki  ona bir dinar versen  devamlı olarak başında beklemeden onu sana ödemez. Onlar: Ümmilere karşı bize bir sorumluluk yoktur dedikleri için böyle yapıyorlar ve Allah’a karşı bile bile yalan söylüyorlar.”

Âl-i İmran: 75

Bu gün Tevrat’ta olan bir hükme göre
  Yahudi ancak Yahudi komşusuna ve kendi dindaşına karşı dürüst davranmakla yükümlüdür. Yahudi olmayanın malını çalması  ona yalan söylemesi bir Yahudi için günah değildir.
2) Değiştirip İlaveler Yaparak Tahrif Etme

Değiştirme ve ilave yoluyla yapılan tahrifin de birçok örneği vardır. Yahudiler Tevrat’a Allah’ın indirmediği birçok hurafe türü şeyler ilave ettiler. Onlardan bazısı Allah’a iftira ve rasuller hakkında ağza alınmayacak çirkin kelimelerdir. Bunlardan bazısını Kur’an bize nakletmektedir:

“Şüphesiz ki Allah ‘Allah fakirdir
  biz  zenginiz’ diyenlerin sözlerini işitti. Onların dediklerini ve haksız yere nebileri öldürmelerini yazacağız ve yangın azabını tadın diyeceğiz. Bu  sizin ellerinizin yapıp takdim ettiği karşılığıdır. Allah kullara asla zulmetmez.”

Âl-i İmran: 181
  182

“Yahudiler: Allah’ın eli bağlıdır dediler. Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır
  Allah’ın iki eli de açıktır  dilediği gibi verir.”

Mâide: 64

Tevrat’ta bunlardan daha çirkin ifadeler bulmak da mümkündür.

Hristiyanların İncil’de yaptığı tahrif yahudilerin tahrifinden pek de aşağı değildir. Mesela
  İsa (Aleyhisselam)’ın ilahlığı ve aynı zamanda Allah’ın Rasulü oluşu  Allah’ın üç oluşu: ‘Baba  oğul  Ruhu’l-Kudüs’ bu ve emsali şeyler İncil’e yapılmış ilavelerdir.

“Allah ancak Meryem’in oğlu Mesih’tir diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih: Ey İsrail oğulları
  benim Rabb’im ve sizin Rabb’iniz olan Allah’a kulluk edin demişti.”

Maide: 72

“Allah üçün üçüncüsüdür diyenler
  elbette kâfir olmuştur. Oysa yalnız bir ilah vardır ve (ondan) başka ilah yoktur…”

Mâide: 73

“Meryem oğlu Mesih
  rasulden başka bir şey değildir. Ondan önce de rasuller gelip geçmiştir. Annesi de sıddıka idi. İkisi de (herkes gibi) yemek yerlerdi…”

Mâide: 75

“Allah demişti ki: Ey Meryem oğlu İsa
  sen mi insanlara: ‘Beni ve annemihttp://forum.yalnizdusler.org/images/smilies/virgul.gif Allah’ı bırakarak ilah edinin’ dedin? (İsa) dedi ki: ‘Hâşâ  sen yücesin  benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam  sen bunu bilirsin  sen benim nefsimde olanı bilirsin  ben senin nefsinde olanı bilmem  çünkü gaybları bilen yalnız sensin sen!”

Mâide: 116
3) Tamamen Tahrif Edip Gizleme Bu iki şekilde olmuştur:
1) Şeriatın Hükümlerini Gizlemek:

“Allah
  kendilerine kitap verilenlerden: Onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz diye söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü arkalarına atıp umursamamışlar ve yok pahasına onu satmışlardı. (Böyle yapmakla ne kötü bir şey satın aldılar.)”

Âl-i İmran: 187
2) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Risaletini Gizlemek:

“Kendilerine kitap verdiklerimiz Onu
  oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar  ama yine de onlardan bir grup bile bile hakkı gizlerler.”

Bakara: 146

“Meryem oğlu İsa da: ‘Ey İsrail oğulları
  ben size Allah’ın gönderdiği bir Rasulüm  benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir Rasulü müjdeleyici olarak geldim’ demişti. Fakat (İsa’nın müjdelediği rasul) onlara apaçık deliller getirince: Bu apaçık sihirdir dediler.”

Saf: 6

“Allah nebilerden şöyle söz almıştı: ‘Size kitap ve hikmet verdim
  şimdi yanınızda bulunan (kitapları) tasdik edici bir nebi geldiğinde  ona mutlaka iman edecek ve yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi  bu hususta ahdimi aldınız mı?’ demişti. ‘Kabul ettik’ dediler. O halde şahit olun  ben de sizinle beraber şahit olanlardanım dedi. Artık kim bundan sonra dönerse  işte onlar fasıklardır.”

Âl-i İmran: 81
  82

Allah’ın bu emirlerine rağmen ehli kitap Rablerine asi olarak açıklamakla emrolundukları hükümleri insanlardan gizlediler ve Allah’ın ayetlerini az bir pahaya sattılar. Buhari ve Müslim’deki Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma)’ın rivayet ettiği şu hadis onların kendi kitaplarına karşı tutumlarını ortaya koyan en bariz örnektir. Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:

“Yahudiler Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldiler ve O’na kendilerinden bir adamla bir
kadının zina ettiğini zikrettiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara:

−‘Siz recm hakkında Tevrat’ta ne buluyorsunuz?’ buyurdu. Onlar:

−Biz  zina edenlerin ayıplarını ortaya koyup teşhir ederiz
  bunlar bir de değnekle dövülürler dediler. Abdullah bin Selam onlara:

−Yalan söylediniz
  Tevrat’ta recm ayeti vardır dedi. Bunun üzerine onlar Tevrat’ı getirdiler ve kitabı açtılar. Yahudilerden biri elini recm ayetinin üzerine koydu  ondan önceki ve sonraki ayetleri okumağa başladı. Abdullah bin Selam ona:

−Elini kaldır dedi. O da elini kaldırınca recm ayeti görülüverdi. Yahudiler:

−Ya Muhammed
  Abdullah bin Selam doğru söyledi  gerçekten Tevrat’ta recm ayeti vardır dediler. Zinanın sabit olması üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zina eden bu iki kişinin recm edilmelerini emretti. Onlar da recm edildiler. Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma )

−Ben
  onlar recm edilirken yahudi erkeğini 
kadını atılan taşlardan korumak için kadının üzerine meyleder halde gördüm demiştir.”

Buhari: 6697
  Müslim: 1699/26

Kur’an’ın diğer kitaplardan ayrıldığı bir başka yönü de onun bütün insanlar ve cinlerin kitabı olmasıdır: “O (Kitap) âlemler için ancak bir öğüttür.”

Kalem: 52

“Allah katında din İslam’dır…”

Âl-i İmran: 199

“Kim İslam’dan gayrı bir din isterse
  bilsin ki o (din) ondan kabul edilmeyecek ve o  ahirette zarar edenlerden olacaktır.”

Âl-i İmran: 85

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem
)

‘Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki
bu ümmetten yahudi  hristiyan veya herhangi bir kimse beni işitir de sonra benimle gönderilen şeye iman etmediği halde ölürse muhakkak o  ateş ehlinden olur’ buyurdu.”

Müslim: 153/240

Bu meziyet
  diğer meziyetlerden ayrı bir özelliktir. Kur’an Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e  bütün insanlara tebliğ edilmek üzere indirilmiştir. Muayyen bir kavme tebliğ edilmek üzere indirilmemiştir. Önceki kitaplar ise muayyen toplumlara geliyordu. Kur’an kıyamete kadar insanlar üzerinde Allah’ın hücceti olup insanların onu tahrif etmemeleri için de Allah tarafından korunmaya devam edecektir.
Ümmetin Kur’an’a Karşı Sorumluluğu
1) Onu Tilavet Ederek Ezberlemek ve Gereğince Amel Etmek:

“Allah’ın Kitabı’nı okuyanlar
  namaz kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan (Allah için) gizli ve açık sarf edenler  asla batmayacak bir ticaret umarlar.”

Fatır: 29
2) Ayetlerini Tefekkür Etmek:

“Şüphesiz bunda tefekkür eden bir toplum için ayetler vardır.”

Ra’d: 3

“Onlar ayakta
oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler: Rabb’imiz  bunu boş yere yaratmadın  sen yücesin  bizi ateş azıbından koru(derler).”

Âl-i İmran: 191
3) Helallerini Helal Haramlarını Haram Kabul Etmek:

“Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden dolayı şu helâldir
  şu haramdır demeyin  sonra Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz…”

Nahl: 116

“Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin…”

Mâide: 87

“Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen
  Allah’ın ve Rasulünün haram kıldığını haram saymayanlarla savaşın.”

Tevbe: 29
4) Emirlerine Uymak ve Yasaklarından Kaçınmak:

“İman edenler Rab’lerinden gelen hakka uymuşlardır…”

Muhammed: 3

“Eğer siz yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız
  sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere sokarız…”

Nisâ: 31

“Kim Allah’ın yasaklarına saygı gösterirse bu Rabb’inin katında kendisi için iyidir …Artık o pis putlardan ve yalan sözden kaçının.”

Hac: 30

“İşte bu Allah’ın hudududur. Onu çiğnemeyin.[Bakara:187-229]”
5) Misal ve Geçmiş Ümmetlerle İlgili Kısaslarından İbret Almak:

“Bu misalleri
http://forum.yalnizdusler.org/images/smilies/virgul.gif düşünsünler diye insanlara veriyoruz.”

Haşr: 21

“Bu kıssayı anlat
  belki onlar tefekkür ederler.”

A’raf: 176

“And olsun onların (rasullerin) kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır…”

Yusuf: 111
6) Muhkem Ayetlerle Amel
  Müteşabih Ayetlere İman Edip Teslim Olmak:

“Müminler: (savaş hakkında) keşke bir sure indirilseydi. Fakat muhkem bir sure indirilip de onda savaştan söz edilince
  kalplerinde hastalık bulunanları sana ölümden bayılıp düşen kimsenin bakışı gibi baktıklarını görürsün.”

Muhkem: Hükmü açık

Muhammed: 20

“Kitabı sana O indirdi. Onun bazı ayetleri muhkemdir
  bunlar kitabın anasıdır. Diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde sapma olanlar  fitne çıkarmak ve kendilerine göre onları tevil etmek için müteşabih ayetlere ittiba ederler. Oysa onların tevilini Allah’tan başka kimse bilemez. İlimde yüksek payeye erişenler ise: ‘Ona iman ettik  hepsi Rabb’imizin katındandır’ derler…”

Âl-i İmran: 7

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle demiştir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem
)

“Kitabı sana O indirdi. Onun bazı ayetleri muhkemdir. Bunlar kitabın anasıdır. Diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde sapma olanlar
  fitne çıkarmak ve kendilerine göre onları tevil etmek için müteşabih ayetlere ittiba ederler. Oysa onların tevilini Allah’tan gayrı kimse bilmez. İlimde yüksek payeye erişenler ise: ‘Ona iman ettik  hepsi Rabb’imizin katındandır’ derler. Salim akıl sahiplerinden başkası iyice düşünmez…” ayetini okudu. Aişe (Radiyallahu Anha) dedi ki:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem
)

‘Sen Kur’an’ın yalnız müteşabih ayetlerine uyan dalalet ehli kimseleri gördüğünde
  işte onlar Allah’ın bu ayette isim ve sıfatlarını söylediği kimselerdir  artık hepiniz onlardan sakınınız’ buyurdu.”

Buhari: 4246
  Ebu Davud. 4598
7) Kur’anı’n Hududunu Çiğnememek:

“İşte bunlar Allah’ın hudutlarıdır
  onları çiğnemeyin. Kim Allah’ın hudutlarını çiğnerse işte onlar zalimlerdir.”

Bakara: 229

“Kim Allah’a ve O’nun Rasulüne karşı gelir ve O’nun hududunu çiğnerse
  Allah onu ebedi kalacağı ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.”

Nisâ: 14
 
İnsanları Ona Davet Etmek:

“Sen hikmet ve güzel öğütle Rabb’inin yoluna davet et
  onlarla en güzel şekilde mücadele et…”

Nahl: 125

“İçinizde hayra davet eden
  iyiliği emreden ve kötülüğü men eden bir topluluk olsun; işte onlar felaha eren kimselerdir.”

Âl-i İmran: 104

“Şüphesiz ki sen onları doğru yola davet ediyorsun.”

Mu’minûn: 73

“De ki: ‘İşte benim yolum budur
  Allah’a basiretle davet ederim.”

Yusuf: 108

Alınt-Kaynak:

http://forum.yalnizdusler.org/dini-bolum/157419-kitaplara-iman-etmek-hakkinda-ayetleri.htm

 

 

 

 

Eski kitaplarda Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m)'a dair işaretler

Kur'an'ın dışındaki mukaddes kitaplara, zamanla insan elinin karıştığı halde Peygamber Efendimizin (asm.) bu mukaddes kitapların değişik nüshalarında yer alan isim ve sıfatlarında, büyük bir benzerlik mevcuttur.

Kur'an-ı Kerim, Cenab-ı Hakk'ın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kur'an, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahim (as)' in sahifelerinden, Hz. Musa (as)'a gönderilen Tevrat'tan, Hz. Davut (as)'a indirilen Zebur'dan ve nihayet Hz. İsa (as)a gönderilen İncil'den bahseder. Kur'an'da beyan edilen “zuhurul-evvelin”, yani “eskilerin kitapları” şeklindeki ifade ise, Zerdüştler veya Brahmanların bazı kitaplarına (kesin olmasa bile) işaret eder denilebilir.

Eski İran mukaddes metinlerindeki işaretler:

İran dini, Hindu dininden sonra dünyanın en eski diniydi. Mukaddes yazıları, desatir ve zend-avesta adını taşıyan iki kaynakta toplanıyordu. Bunlardan Desatir numara 14'de, İslam dinine ait bazı prensipler dile getiriliyor ve Efendimizin (asm.) geleceğine dair şu ifadeler yer alıyordu:
 
“İranlıların ahlak seviyesi düştüğünde, Arabistanda bir nur doğacaktır. Takipçileri onun tahtını, dinini ve her şeyini yükseltecektir. Bir bina inşa edilmişti (Kâbe'ye işaret ediyor) ve onun içinde, ortadan kaldırılacak pek çok putlar bulunmaktaydı. hâlk, yüzünü ona doğru dönüp ibadet edecektir. Takipçileri, İran, Taus ve Belh şehirlerini alacak ve İranın pek çok akıllı adamı, onun takipçilerine katılacaktır.”

Yukarıdaki satırlardan açıkça anlaşıldığı gibi, asırlar sonra doğacak İslam güneşi ve onun yüce Peygamberi (asv), son derece net bir şekilde tarif edilmiştir. Ve bu Peygamberin ( a.s.m), “ziyadesiyle övülmüş”, “Ahmet” ve “alemlere rahmet” unvanlarıyla, putları kaldıracak birinin olduğu yazılıdır.

Bu kitabın hâlen mevcut olan kısımlarından Yasht 13 ün 129. bölümünde, aynı hakikatler bir daha dile getirilir ve putları kıracak olan zattan, “herkese ve âlemlere rahmet” ismiyle bahsedilir. Bilindiği gibi efendimizin bir ismi de, rahmeten-lil-alemin (alemlere rahmet olan) şeklindedir.

Hind mukaddes metinlerindeki işaretler:

Paru 8, Khand 8, Adhya 8 ve Shalok 5-8 gibi hind mukaddes metinlerinde, Efendimizden (a.s.m) şöyle bahsedilmektedir:

“Arkadaşlarıyla birlikte bir mellacha (yabancı dil konuşan veya yabancı bir ülkenin mensubu) olan ruhi bir terbiyeci gelecek ve ismi Muhammed olacaktır. Onun gelişinden sonra raja, pencap ve ganj nehirlerinde yıkanır... Ona der ey sen! Beşeriyetin iftiharı, arap ülkesinin sakini, şeytanı öldürmek için büyük bir güç topladın.”
(Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Kur'an-ı Kerim Tefsiri)

Yukarıdaki ifadede Efendimizin (asm.) has isminin aynen belirtilmiş olması, son derece dikkat çekicidir. Aynı satırlarda geçen “beşeriyetin iftiharı” kelimeleri ise, Peygamberimiz (asv)'in "fahr-i âlem" şeklindeki ismiyle aynı manadadır.

Buda (gautama buddha) kendisinin ölümünden sonra dünyayı şereflendirecek olan bir yüce kişiden bahseder. Palice lisanında adı “matteya”, sanskritçede “maitreya”, burmacada ise “armidia” olarak geçen bu kişi müşfik ve iyi kalpli olup, insanları doğru yola çağıracaktır. Budanın çok önceden vermiş olduğu bu haberde geçen isimlerin manası da, ”rahmet” demektir. Bilindiği gibi peygamberimiz için, Kur'an'da Enbiya Suresi'nin 107. Ayetinde, “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” buyurulmaktadır.

Bu yazmalardan birinde, şu ifade geçer:

“Buda şöyle dedi. Ben dünyaya gelen ilk buda (yol gösterici) değilim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi gelecektir. O da kutsi, aydınlanmış ve idarede fevkalade kabiliyetli olan biridir. O benim size öğretmiş olduğum aynı ebedi gerçekleri öğretecektir... Ananda sordu: o nasıl bilinecek? Buda cevapladı: o, maitreya (rahmet) olarak bilinecek.”

Pali ve sanskrit yazılı metinlerinde, ileride gelecek olan o yüce kişinin isimleri Maho, Maha ve Metta olarak geçer. Bu isimlerden ilk ikisi, “yüce aydınlatıcı” sonuncusu ise “inayetli” manasına gelir ki, bunlardan her ikisi de peygamberimizin sıfatlarıdır. Zaten dikkat edilecek olursa, başka kutsi metinlerde geçen Efendimiz (asv)'in has ismini gösteren Mohamet veya Mahamet adının, Maha ve Moha kelimelerinden teşekkül ettiği açıkça görülecektir.

Araştırmamızı, şimdi de Tevrat, İncil ve Zebur üzerinde sürdürelim. Bu konuda yapılan en detaylı inceleme Hüseyin-i Cisri'ye aittir. Hicri 1261-1327 yılları arasında yaşayan ve anne ile babası ehlibeyit'ten olan bu Suriye'li alim, söz konusu mukaddes kitaplardan Efendimizl'e (s.a.v.) alakalı 114 işaret çıkartmış ve bunları Türkçe'ye de çevrilen Risale-i Hamidiyye'sinde neşretmiştir.

Eski mukaddes metinler arasında en çok tahrif edilmiş olma özelliğini taşıyan Tevrat'ta bile, Peygamberimize (asm.) ait şu işaretler vardır:

“O, iki binici gördü, biri merkep üzerinde, diğeri deve üzerindeki binicilerdi. O, dikkatle dinledi.” (İşaya xxı, 7)

Burada peygamber İşaya tarafından bildirilen iki biniciden merkep üzerinde olanı Hz. İsa dır (a.s.). Çünkü İsa peygamber, Kudüs'e bir merkep üzerinde girmiştir. Deve üzerinde olan kişiyle de, Peygamber Efendimize (s.a.v.) İşaret edildiği açıktır. Efendimiz (asv) Medine'ye girişte devesinin üstündeydi.

Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki, İncil tercümelerinde faraklit veya paraklit (perikletos) kelimeleri aynen muhafaza edilirken, yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercümelerinde bu kelime değiştirilerek Arapça tercümelerinde “muazzi”, Türkçe tercümelerinde ise “teselli edici” şeklinde verilmiştir.

Hazreti Şuayb (asv)'ın suhufunda, Efendimiz (asv)'in ismi Müşeffeh şeklinde geçer ki, kelime olarak tam karşılığı “Muhammed”dir. Tevrat'ta geçen Münhemenna isminin karşılığı da, yine Muhammed'dir. (Bilindiği gibi Muhammed kelimesinin lügat karşılığı da, “tekrar tekrar methedilmiş” şeklindedir.) Bunların dışında, Efendimizin (s.a.v.) İsmi, Tevrat'ta çoklukla “Ahyed”, İncil'de ise, ”Ahmet” olarak geçmektedir.

Konumuzu, bir hadis-i şerifle noktalıyoruz.

“Benim ismim Kuranda Muhammed, İncilde Ahmet, Tevratta ise Ahyeddir.” 

Bilgi için bk. Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed (Zerdüşt, Hindu, Budist), A. H. Vidyarthi; Çeviren: Kemal Karataş, İnsan Yayınları; İstanbul, 1997.

 

 

 

Ehl-i Kitab Ne Demektir?

Yahudi, Hristiyan gibi semavi din mensuplarına "Ehl-i Kitap" denir. Kur'an-ı Kerim'de ehl-i kitaptan çokça bahisler vardır. Ehl-i Kitap, Peygamberimizi (asv) kabul etmediklerinden "kafir" sayılmakla beraber, "Allah'ı inkar eden" anlamında kafir değillerdir.

Kur'an-ı Kerim, ehl-i Kitaba bazı konularda, kafirlere nispetle ayrıcalık tanır. Mesela, onlardan kız almak caizdir ve kestiklerini yemek helaldir (Maide suresi, 5) Onlara tanınan bu ayrıcalık, ehl-i küfre nispetle, imana daha yakın olmalarındandır. Kur'an, onlara şöyle seslenir:

"Ey ehl-i Kitab ! Bizimle sizin aranızdaki müşterek bir kelimeye gelin ! Ancak Allah'a ibadet edelim. Hiç bir şeyi O'na ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp bazınız bazısını Rab edinmesin." (Al-i İmran suresi, 64) Yani, birbirimizi Rab, Mevla, Hakim-i mutlak tanımayalım. Bütün hareketlerimizi Hakk'ın emriyle ve Allah'ın rızasıyla ölçelim... Hepimiz Allah'a kul olalım. Kendimizi ancak O'na mahkum bilelim. Birbirimize de ancak bu kural çerçevesinde tabi ve bağlı olalım. (1)

Kur'an, ehl-i Kitabın kendi alim ve ruhbanlarını, Rab edindiklerini bildirir. (Tevbe suresi, 31) Hristiyanlıktan İslam'a geçen Adiy b. Hatem, "Ya Resulullah, biz onları Rab edinmiyorduk" deyince Resulullah (asv), şu açıklamayı yapar:

"Onlar, Allah'ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal yapıyor, siz de onlara uyuyordunuz. İşte bu, onları Rab edinmektir." (2)

Yoksa, herhangi birini Rab edinmek için illa ona "Rab" namını vermek şart değildir. (3)

Şu ayet, ehl-i kitapla mücadelede izlenecek yolu ifade eder:
 
"Onlardan zalim olanlar dışında, ehl-i kitapla en güzel bir şekilde mücadele edin. Ve şöyle deyin: Biz, hem bize indirilene, hem de size indirilene iman ettik. Bizim de, sizin de İlahımız birdir. Ve biz, yalnız O'na teslim olmuş kimseleriz." (Ankebut suresi, 46)

Bu ayette, ehl-i kitap, iki kısımda mütaala edilmektedir:
1. Zalim olanlar.
2. İnsaflı olanlar.

İnsaflı olanlarla en güzel bir şekilde mücadele yapılması emredilir. Bu tarz yaklaşım, onları İslam'a çekecek, İslam'a girmekte zorlanmayacaklardır. Çünkü, İslam'a girdikleri zaman Hz. Musa (as)'ı, Hz. İsa (as)'ı reddetmeleri gerekmiyor... Böylece, son peygamberin dinine uyacaklar ve tahrif edilmiş bir dinin mensubu olmaktan kurtulacaklardır.

Kur'an-ı Kerim, Hristiyanların Yahudilere nisbetle İslam'a daha yakın olduğunu bildirir:

"Yahudi ve müşrikleri mü'minlere en çok düşmanlık yapan kimseler olarak bulacaksın. ‘Biz hristiyanız’ diyenleri de, mü'minlere sevgide en yakın kişiler olarak bulacaksın. Çünkü, onların içinde bilgin keşişler ve ruhbanlar var ve bir de onlar büyüklenmezler." (Maide suresi, 82)

Tarih, üstteki ayetin bir ispatıdır. Yahudilerden İslam'a girenler parmakla gösterilecek kadar azdır. Fakat Hristiyanlardan pek çok kimse, araştırmaları neticesinde İslam'ı seçmişlerdir. Bugün Avrupa'da Hristiyan asıllı Müslümanların sayısı, yüz binleri geçmektedir. Yine Avrupa'da pek çok kilise, cami haline getirilmiş ve bunlar İslami faaliyet merkezleri olarak hizmet vermektedirler.

Hristiyan ülkelerde İslami faaliyetlerin güzel neticeleri gözle görülen bir realite olduğu gibi, bu ülkelerin idarecilerinin İslam aleyhinde tutumları da yine bir realitedir.

İnsaflı ehl-i Kitapla en güzel bir mücadeleyi emreden Cenab-ı Hak, şu ayetle de onların zalim kısmıyla ilgili hükmü bildirir:

"Ehl-i Kitaptan Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasulünün haram kıldıklarını haram kabul etmeyen ve Hak dini din olarak seçmeyenlerle, onlar zelil vaziyette kendi elleriyle ‘cizye’ verinceye kadar savaşın."
(Tevbe suresi, 29)

Ayette sayılan özellikler, “Bütün ehl-i kitabı içine alır mı, yoksa almaz mı?” meselesi zaman zaman tartışma konusu olmaktadır." (4) Ayetin " ehl-i Kitabın hepsiyle, onlar cizye verinceye kadar savaşın" demeyip, "ehl-i kitaptan şu özellikte olanlarla savaşın." demesi, herhalde gözden uzak tutulmamallıdır. (5) Resulüllah’ın uygulaması da bu tarzda olmuştur. Hz. Peygamber (asv), İslam'ın Mekke döneminde bazı Müslümanları Hristiyan bir ülke olan Habeşistan'a göndermiş, orada rahat edeceklerini söylemiştir. Medine döneminde ise, hem Yahudi hem de Hıristiyanlarla diyaloğa girmiş, onlara Allah'ın dinini anlatmış, kendilerini iknaya çalışmıştır. Bunun neticesinde ehl-i Kitaptan İslam'a girenler olmuştur.

Kur'an'ın belirttiği gibi, "ehl-i Kitabın hepsi bir değildir" (Al-i İmran suresi, 113). Onların hepsini aynı kategoride görmek, Kur'ani ve tarihi realiteye muhaliftir.
 
"Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Allah zalim topluluğa hidayet etmez."
(Maide suresi, 51) ayeti, onlarla diyaloga ve beşeri ilişkilere mani değildir. Nitekim, ehl-i Kitaptan kız almak, Kur'an'ın hükmüyle sabit bir vakıadır. (Maide suresi,5).

Hamdi Yazır, üstteki ayetle ilgili şöyle der: Müminler, Yahudi ve Hristiyanlara iyilik etmekten, dostluk yapmaktan, onlara idareci olmaktan men edilmemiş; onları veli ittihaz eylemekten, yardaklık etmekten nehiy edilmişlerdir. Çünkü onlar, müminlere yar olmazlar. (6)

Meseleyi şu şekilde özetlemek mümkündür: Onlarla beşeri ilişkilerde bulunmak ayrı, onların din-örf ve adetlerine hayran kalmak ayrıdır. Birincisi Kur'an'ın nehyine dahil değilken, ikincisi kesinlikle yasaklanmıştır.

Kaynaklar:
1. Yazır, II, 1132
2. Razi, XVI, 37
3. Yazır, IV, 2512
4. Rıza, X, 333; Kutub, III, 1631-1634
5. Ateş, III, 1133-1134
6. Beydavi, II, 211

 

 

 

İlahi kitaplar, bir önceki kitap değiştirildikten sonra mı inmiştir?

İlahi kitapların inmesi,  bir önceki kitabın değiştirilmesi şartına bağlı değildir. Nitekim, Hz. İsa (as)’a indirilen İncil, bir önceki kitap olan Tevrat’ın hukukî ahkâmını ihtiva etmemiştir. Hz. İsa (as), İncil ile sevgi, şefkat, ahlakî değerleri ders verirken, hukukî düzenlemeler konusunda Tevrat’ı referans alıyordu. Zebur da öyledir. Bu iki kitapta da şer’î hükümler yok gibidir. O konuda Tevrat’ı esas alıyorlardı. Bu da gösteriyor ki, bir kitabın indirilmesi, bir önceki kitabın tahrif edilmesine bağlı değildir. Bilakis, zaman ve zeminin şartlarına bağlı olarak ortaya konması gereken yeni prensipleri ders vermek üzere indirilmişlerdir.

Kur’an-ı Kerim'in inmesini de eski kitapların bozulmasına bağlamak isabetli olmasa gerektir. Bu takdirde, sanki bozulmamış olsalardı, Kur’an’a ihtiyaç kalmazdı, gibi son derece yanlış bir yargıya varmak gerekir. Hâlbuki, bütün dinlerin temel esasları olan iman hakikatleri her zaman güncelliğini korumaktadır. Ancak zaman ve zeminin şartları, konunun az veya çok açıklanması, özet veya detaylandırılması konularında büyük bir role sahiptir. Farklı şeriatların gelmesinin hikmeti budur. Kur’an’da, önceki kitaplarda da geçen önemli konular vardır; bunlar semavî dinlerin ortak paydasıdır.

Bununla beraber, Kur’an’ın, önceki kitaplardaki bazı hükümleri neshettiği konusunda -hemen hemen- bütün İslam alimleri arasında görüş birliği vardır. Ancak tekrar edelim ki, Kur’an’ın gelmesi onların bozulmasına bağlı değildir. Çünkü, önceki kitaplar bozulsun, bozulmasın, onlardaki bazı hükümlerin tadil edilmeye, bazılarının tamamen yürürlükten kaldırılmaya ihtiyaçları vardır.

 

 

 

Kutsal kitaplar neden gönderildi?

 

 

İmtihan adalet ölçüsüne göre yapılır. Bir öğretmen, imtihandaki adalet ölçüsü, tatbikatı, uygulamayı ister... Aynen bunun gibi, Allah kullarını imtihan için öğrencilerine tatbikat yaptırması gerekir. Tatbikat ise, öğretici bir muallim ve onun elinde de bir kitap / ders notlarının olmasıyla gerçekleşir. İşte insanlık camiasının hayat okulundaki muallimleri peygamberler, ders notları ise semavî kitaplardır.

“Bir peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.”(İsra, 17/15 )

mealindeki ayet, bu gerçeğe dikkati çekmektedir.

Ayrıca, şu koca evrenin yaratılmasının elbette  bir çok gayesi vardır. Her tarafı hikmetlerle donatılmış evrenin gayesiz, abes, lüzumsuz olduğunu tasavvur etmek için deli olmak lazımdır. Bu gayelerin başında her şeyden önce Allah’ın kendini tanıtması ve kullarından bunu öğrenmelerini istemesidir.

“Cinleri ve insanları beni tanımaları ve bana kulluk etmeleri için yarattım.”(Zariyat, 51/56)

mealindeki ayette bu hakikate işaret edilmiştir. Kulların bu tanıma ve kulluk işini öğrenmesi de muallimsiz ve kitapsız olamaz...

Allah’ın isim ve sıfatlarını yansıtan, onları ders veren, sonsuz ilim ve kudretini yansıtan, mücessem bir Kur’an olan kâinat kitabıdır. Kâinat kitabının derin manalarını, ince nakışlarını, Yüce Yaratıcıyı tanıtan mesajlarını öğrenmek için, onu ders veren bir muallime ihtiyaç vardır. Aksi takdirde, bir kitap ne kadar harika olursa olsun, onun manaları bilinmiyorsa ve onu ders veren bir muallimi de yoksa, onun boş bir tomar kâğıttan farkı yoktur.

Tıpkı bunun gibi, kâinat kitabını en ince güzellikleriyle ders veren, Yaratıcı ile olan bağlarını anlatan, onun yaratılış gayesini açıklayan Kur’an gibi bir kitap ve Hz. Muhammed (asv) gibi bir muallim olmasaydı, kâinat kitabının bu ince sırları anlaşılabilir miydi? Nitekim, Kur’an’a ve Hz. Muhammed (asv)’e kulak vermeyenler, materyalistçe düşünceleriyle, evreni anlamsız, gayesiz, hedefsiz bir kukla olarak telakki ettikleri gibi, insanları da nereden gelip, nereye gideceği, niçin geldiği ve niçin bir müddet sonra kaybolup gideceği bilinmeyen bir zavallı olarak görürler. İşte bu yanlış anlayışların düzeltilmesi için bir Kitap ve o kitabın Muallimi gereklidir.

Kur'an'a göre kitapların gönderiliş amacı anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmedilmesi, (Bakara, 2/213), insanlar arasında adaletin yerine getirilmesi (Hadid, 57/25), ayrılığa düşülen konuların açıklanması ve inanan insanlar için yol gösterici ve rahmet olması (Nahl, 16/64), insanları karanlıktan aydınlığa çıkarıp onları Allah'ın yoluna iletmek (İbrahim, (14/1), zulmedenleri uyarmak ve güzel davrananları müjdelemektir. (Ahkaf, 46/12).

Allah Teâlâ'nın insanları irşad etmeleri için gönderdiği peygamberlere, insanlığa tebliğ etmek üzere indirdiği kitablar. Semavî kitaplara aynı zamanda "ilahî kitaplar" veya "Kütüb-i Münezzele"de denir. Bu kitaplar lafız ve manâ itibariyle Allah'ın kelamıdır. Allah tarafından peygamberlerine tebliğ edip açıklamaları için gönderilen kitaplar; ya suhuf (sahîfeler) veya elvah (levhalar) içinde yazılı olarak, veyahut da vahiy çeşitlerinin her türlüsüyle lafız ve manâlarıyla birlikte müdevven veya müdevven olmayarak gönderilir. Müdevven olmayanlar, gönderilen peygamberlerin bildirdiği şekilde yazdırılarak bir araya getirilir.

Semavî kitablar; hacim itibariyle ister büyük ister küçük olsun, gerek tedvin edilmiş olarak gönderilsin, gerek tedvin edilmeden indirilsin; kendisi ile gönderilen peygamberin içinde bulunduğu milletin diliyle indirilir. Çünkü Allah her millete çeşitli asırlarda birer peygamber göndermiştir.

"Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur. (Fâtır, 35/24);

"Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez" (Yunus, 10/47);

"Biz her peygamberi, kendilerine iyice açıklasın diye yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik..." (İbrahim, 14/4).

İlâhi kitapların bazılarında i'câz özellikleri bulunur. Kur'an-ı Kerim ise pek çok i'câz özelliklerini içermektedir.

Semavî Kitab, Hz. İbrahim (as)'e sahifeler içinde, Hz. Musâ (as)'ya elvah (levhalar) üzerinde yazılı olarak indirilmiştir. Hz. Muhammed (asv)'e Kur'an-ı Kerim peyderpey (tedricen) çeşitli vahiy şekilleriyle lafızlar olarak indirilmiş, Hz. Peygamber (asv) de bunları sırasına göre vahiy katiblerine yazdırmıştı.

 

 

Semavî Kitapların hepsi şu noktaları zikretmede ittifak etmişlerdir:

1. İman ve Tevhid'in esaslarını bildirmede birleşirler.

2. Allah Teâlâ, zat ve sıfatlarında tektir. O, yegane Halık (Yaratıcı) ve müessirdir. Allah'dan başkasına ibadet edilmez.

3. Namaz, zekat, oruç gibi ibadet asılları. Bunların şekilleri değişik olabilir. (Enbiyâ, 21/73; Bakara, 2/183).

4. Zina, adam öldürme, hırsızlık gibi ırz, namus, can ve mal haklarına tecavüz haram ve büyük günahtır.

5. Bütün hayırlar ve güzel ahlâk esasları emredilir.

6. Hz. Muhammed (asv)'in Allah'ın Rasûlü olarak geleceğini ve sıfatlarını haber verirler.

7. Allah yolunda can ve mal ile cihada teşvik etmektedirler.

Yüce Allah, önceki kitaplarda indirdiği esas ve bilgilerin pek çoğunu Kur'an-ı Kerim'de indirmiştir. Mâide suresinin 48. âyeti bu hususa işaret eder:

 

 

"(Ya Muhammed), sana da kendinden önceki kitabları tasdik edici ve onlar üzerine bir kontrolcü (gözetleyici) olmak üzere bu kitabı indirdik. O halde onlar arasında Allah'ın indirdiği ile hükmet."

O halde Kur'an-ı Kerim kendisinden önce indirilen kitabların değiştirilmeden gelen kısımları ile tahrif edilerek batıl karıştırılmış kısım ve âyetleri üzerinde bir şahid ve bir kontrolcü ve mihenk taşıdır.

Kur'an-ı Kerim kendisinde bildirilen hakikatlerin önceki ilâhi kitablarda da indirildiğini söylemiştir:

"Şurası bir gerçektir ki, Kur'an âlemlerin Rabbinin indirdiğidir. Allah'ın azabıyla korkutanlardan olman için onu (ey Muhammed), senin kalbine apaçık bir Arapçayla Cibril-i Emin indirmiştir. O, daha önceki (peygamber)lerin kitablarında da vardır (zikredilmişti)." (Şuârâ, 26/192-196)

"Öncekilerin kitabları (zübüril-evvelîn)" lafzının mefhumuna, suhufu İbrahim, Tevrât, Zebûr ve İncil girer.

İnsanlar, kendilerine Allah'ın ahkâmını tebliğ eden peygamberlere muhtaç oldukları gibi, onlara indirilen semavî kitablara da şu bakımlardan muhtaçtırlar:

1. Peygamberlere indirilen semavî kitablar, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, ümmetlerin dinin akaidini, ilke, gaye ve ahkamını tanıma ve tarif etmede müracaat ettikleri kaynaktır. Ümmetler, Allah'ın şeriatının hükümlerini tanımada, Allah'ın emrettiği farzları ve nehyettiği haramları açıklamada, fazilet ve güzel ahlâkı, edep ve terbiye kurallarını, Allah'ın uyarılarını, va'd ve va'dini beyan edip insanları doğru yola çağırmada ve öğüt alıp ve öğüt vermede Allah'ın kitabına baş vuracaklardır. Peygamberin vefatından sonra ümmetin alimleri, beşer hayatında karşılaşılan müşkillerin şer'i hükmünü istinbat için Allah'ın indirdiği kitaba bakacaktır.

2. Peygamberin vefatından sonra ona vahyedilmiş olan ilâhî kitab, insanların ihtilaf ettikleri her bir meselede başvuracakları âdil bir hakemdir. Çünkü bu, en âdil ve en iyi hakim olan Allah'ın kelâmıdır. Yüce Allah bu hususu şöyle belirtir:

"İnsanlar (Hz. Âdem zamanında) tek bir ümmetti. Bunu müteakiben Allah onlara müjdeleyen ve korkutan peygamberler gönderdi. Onlarla birlikte insanlar arasında ihtilaf ettikleri şeylerde hükmetmek için hakk ve gerçek olan kitablar indirdi..." (Bakara, 2/213).

Bir ümmet arasında indirilen ve yazılmış olan kitap, tevhid esaslarını ve dinin akaid, adab ve ahkâmını korur. Ümmet içinde bir semavî kitabın değiştirilmeden kalması, aralarında yaşayan peygamberin durması anlamındadır. Diğer insanlar gibi peygamberler de ölürler. Peygamberlerin ölümünden sonra semavi kitabın durması olmasaydı, dinin aslından sapacak kadar ümmetin ihtilafları büyürdü. İnsanların tabiatı icabı, nefis ve hevalarının arkalarında sürüklenmelerinin azaltılması, dini anlayış ve ictihadlarda ihtilafların durdurulması için yazılı bir ilâhi kitabın bulunması lazımdır.

İlâhi Kitap, nazil olduğu yer ve zamandan ne kadar uzaklaşılırsa uzaklaşılsın, dinin yayılması ve insanların irşâd edilmesinde peygamberin davetinin etki ve kabiliyetini taşır. Son Peygamber Hz. Muhammed (asv)'in tebliğ ettiği evrensel İslamın yayılması ve kabul ettirilmesinde Kur'an-ı Kerim'in çok büyük etki ve hizmetleri olmuştur.

Allah Teâlâ, işte bu sayılan ve bunlardan başka bir takım sebeplerle peygamberlerine kitablar indirmiştir. Onlar da bunları tebliğ edip açıklamışlardır. Hz. Peygamber (asm), arkasında insanlık için bir nur ve hidayet rehberi olan Kur'an-ı Kerim'i bırakmıştır.

Varlıkları ile insanlık alemine şeref vermiş olan peygamberler, çok önemli olan elçilik ve peygamberlik görevini yerine getirebilmek için, kendilerine Yüce Allah tarafından talimat verilmiş olması gerekir. İşte bu talimat, peygamberlere Semavi kitaplarla verilmiştir. Semavi kitaplar, Yüce Allah'ın insanlar üzerinde uygulanacak birer kutsal kanunudur. Allah, insanlara haklarını ve görevlerini bu kanunlar yolu ile bildirmiştir. Peygamberlerin dünyadaki hayatları geçicidir. Peygamberlerin ümmetlerine bildirdikleri İlahi hükümlerin devamı, ancak bu kitaplar sayesinde mümkün olmuştur. Eğer bu kitaplar olmasaydı, insanlar yaratılışlarındaki hikmetten, üzerlerine düşen görevlerden, kavuşacakları ahiret nimetlerinden ve felaketlerinden habersiz kalırlardı. Yaşayışlarını düzene sokacak İlahi prensiplerden mahrum kalırlardı. Özellikle kutsal ayetleri okumak, onlara ibadet etmek, onlardan öğüt almak ve onlarla gerçeği anlayıp tehlikeli görüşlerden kurtulmak şerefinden ve mutluluğundan uzak kalmış olurlardır.

Kur'an'ın insanlara bildirdiği emirler ve yasaklar, açıkladığı hikmet ve gerçekler pek çoktur. Bunlar temel olarak inançlara, ibadetlere, muamelata, ahlaka, Allah'ın Yüce kudretini gösteren üstün san'at eserlerine, ibret alınacak olaylara ve diğer şeylere aittir. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz:

1) Kur'an-ı Kerim, insanlara Yüce Allah'ın varlığını, birliğini, büyüklüğünü, hikmetlerini ve kudsiyetini bildirir. Öyle ki, felsefi görüşlere sahib olanların parlak sözleri onun yanında pek sönük kalır.

2) Kur'an-ı Kerim, insanları ilim ve irfana, ibretle bakıp düşünmeye çağırır. Gaflet içinde yaşamaktan insanları engeller. İnsanlara, Yüce Allah'ın hikmet ve kudretini gösteren büyük eserlerine bakmalarını öğütler.

3) Kur'an-ı Kerim, önceki devirlerde insanlara gönderilmiş olan peygamberlerin bir kısmı ile ilgili bilgi verir. Yüksek görevlerini nasıl başardıkları ve bu görevler uğrunda ne kadar zorluklara katlandıklarını bildirir. Bütün insanların son Peygambere uymalarını emreder.

4) Kur'an-ı Kerim,
geçmiş ümmetlere ait ders alınacak en büyük ibret sahnelerini ve tarihi olayları bildirir. İnsanları bunlardan ibret almaya çağırır. Peygamberlere karşı çıkıp isyan eden günahkar kavimlerin çok korkunç akıbetlerini haber verir.

5) Kur'an-ı Kerim,
insanlara daima uyanık bir ruha sahib olmalarını ve Hak'dan gafil bulunmamalarını emreder. Nefislerin arzularına uyarak din ve faziletten yoksun kalmamalarını öğütler. Dünyanın maddi yarar ve zevklerine dalıp da, manevi hazlardan ve ahiret nimetlerinden mahrum kalmanın büyük bir felaket olacağını bildirir.

6) Kur'an-ı Kerim, Müslümanlara, dinlerine sımsıkı sarılmalarını ve daima hakkı savunmalarını öğütler. Düşmanlarına karşı da, daima kuvvetli bulunmalarını, her türlü korunma vasıtalarını hazırlamak için çalışmalarını hatırlatır. Gerektiği zaman savaş meydanlarına atılmalarını, din ve namuslarını, yurtlarını, maddi ve manevi varlıklarını hem canları hem de malları ile korumalarını emreder.

7) Kur'an-ı Kerim, medeni ve sosyal hayatın bir düzün ve huzur içinde yürümesi için gereken esasları ve kuralları bildirir. İnsanların birtakım hak ve görevleri korumalarını ve gözetmelerini ister.

8) Kur'an-ı Kerim, hem şahıslara, hem de cemiyetlere, selamet içinde kalmaları için adaleti, doğruluğu, alçak gönüllü olmayı, sevgiyi, merhameti, iyilik etmeyi, bağışlamayı, edeb gözetmeyi, eşitliği ve bu gibi yüksek huyları tavsiye eder. İnsanları zulümden, hainlik etmekten, büyüklenmekten, cimrilikten, intikam duygularından, katı yürekli olmaktan, çirkin söz ve işlerden, zararlı olan içki ve yiyeceklerden alıkor. Yapılması, yenip içilmesi helal veya haram olan şeyleri bildirir.

9) Kur'an-ı Kerim, Yüce Allah'ın bu alem için koymuş olduğu tabiî kanunları hiç kimsenin değişteremeyeceğini anlatır. Herkesin bu kanunlara göre davranışlarını ayarlamaları gereğine işaret eder. İnsanlara, çalışmalarının meyvesinden başka bir şey elde edemeyeceklerini hatırlatır. İnsanları çalışıp çabalamaya teşvik eder.

10) Kur'an-ı Kerim, Yüce Allah'ın, "Yapınız - Yapmayınız" diye emirlerini ve yasaklarını benimseyip gereğince hareket eden mü'minler için verilecek dünya ve ahiret nimetlerini ve elde edecekleri başarıları müjdeler. İman etmeyenlere de hazırlanmış bulunan kötü akıbetleri, cehennemin azab şekillerini hatırlatır. Kur'an-ı Kerim, bütün bu açıklamaları ile insanları, yaratılışlarındaki yüksek gayeden haberdar ederek ona iletmek ister.

Sonuç: Kur'an'ın ifadesi bir mucizedir. Bu gibi daha nice hikmet ve gerçekleri içinde toplamıştır. İnsanlık alemi ne kadar yükselirse yükselsin, hiç bir zaman Kur'an'ın yüksek talimatı dışında kalamaz. Kur'an'ın talimatına (gösterdiği prensiplere) aykırı davranışlar ise, aslında yükselme değil, bir alçalmadır.

Alıntı-Kaynak:http://www.sorularlaislamiyet.com/cat/11/kutsal-kitaplar.html

 
  Bugün 49 ziyaretçi (125 klik) buradaydı

beyaz kuğu Selam Dünya !.. Selam Türkiye !.. Sitemize Hoş Geldiniz !.. ( beyaz kuğu ) bir aile sitesidir !.. Lütfen bizi takip ve dostlarınıza tavsiye ediniz !. Bu çorbada tuzu olsun isteyenlerin, tenkit ve tavsiyeleri için ( mim.sait@hotmail.com )veya ( alt1946@windowslive.com ) adreslerine mail göndermelerini bekliyoruz !.. Sitemizde "bir hoş sada" menüsü altında yer alan "beyaz kuğu", "teferruat", "derviş hüseyine mektuplar" ve "hem nalına hem mıhına" bölümleri orjinal olup, bunların hiç bir hakkı mahfuz değildir, kaynak gösterilerek veya gösterilmeksizin kullanılabilir. Diğer dökümanlar ise; çeşitli sitelerden alınmış, bazılarında değişiklik yapılmıştır.İlgililerin talebi halinde derhal kaldırılacaktır!..Bilgilerinize sunulur !.. *** beyaz kuğu***Ailenizin Sitesi***











* * * * *


 
 

Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol