beyaz kuğu
  00-B-02 - Meleklere İman
 


                              MELEKLERE ÎMAN

 

Melekler Nasıl Varlıklardır?

Melekler Allah'ın nurdan yarattığı, gözümüzle göremediğimiz ruhanî varlıklardır. Melekler, sırf hayır işlemek ve Allah'a ibâdette bulunmak için yaratılmışlardır. Kötülük yapmaya kabiliyetleri yoktur. Çünkü Allah onlara, şehvet ve gazap gibi kötülüğe itici duygular vermemiştir. Meleklerin bizim gibi yemeleri içmeleri, yatıp uyumaları, evlenip çoğalmaları da yoktur. Onlar için erkeklik - dişilik söz konusu değildir. Gökte, yerde, her tarafta bulunurlar; kısa zamanda en uzak mesafeleri aşıp gitmeye, diledikleri şekil ve surette görünmeye güçleri yeter. Allah, onlara bu kuvveti vermiştir. Melekler, gece gündüz Allah'a ibâdetle, zikir, tesbih ve takdîs ile meşgul olurlar. Bu, onların gıdası hükmündedir. Allah'a asla isyan etmez, onun emirlerinden zerre kadar dışarı çıkmazlar. Mâsum ve itâatlidirler.

 

Melekleri Neden Göremiyoruz?

Melekler nurdan yaratılmış lâtif cevherler, ruhanî varlıklar oldukları için, aslî hüviyetleri ve gerçek mâhiyetleri ile insan gözüne gözükmezler. Görme kabiliyetimiz, melekleri görebilecek şekilde yaratılmamıştır. Ancak Cenâb-ı Hak Peygamberlerine, melekleri görme kabiliyetini verdiğinden, onlar melekleri hakikî şekilleri ile görebilmişlerdir. Melekleri hakikî mâhiyetleri ile göremememiz ve 5 duyumuzla hissedemeyişimiz, onların yok oldukları iddiasını gerektirmez. Duyu organlarımızın maddî âlemde kendi dahi hissedemedikleri pek çok şey vardır. Kulağımız çok tiz ve çok pes sesleri işitmez. Bugün varlığı âletlerle tesbit edilen ışık dalgalarının hepsini, hele röntgen ve ültraviyole ışınlarını gözle görebilseydik, dünyayı şimdikinden çok başka şekilde tanıyacaktık. Biz daha kendi âlemimizdeki tezahürlerin hakikatına vâkıf değilken, Cenâb-ı Hakk'ın yarattığı nâmütenâhî âlemlerdeki nâmütenâhî hâdiselerin varlığını nasıl inkâr edebiliriz? Demek ki bir şey'i gözle görememek, o şey'in yok olduğuna delil olmaz. Gözle göremediğimiz pek çok şey var ki, o şey'in vücudunu aklımızla, ilim ve tecrübe ile, deneylerle kabûl ediyoruz. İşte, melekler de gözle göremediğimiz halde, varlığını kabûl ettiğimiz nesnelerdendir.

 

Meleklerin Var Olduğuna Neye İstinaden İnanıyoruz?

Meleklerin varlığını, başta İslâm, bütün semavî dinler haber vermiş, Peygamberler onları hakikî hüviyetleriyle görüp kendilerinden vahiy almışlardır. Kur'an ve diğer mukaddes kitablar da meleklerin varlığından bahsetmişlerdir. Bütün bunlar, meleklerin varlığına, gözle görmek gibi kesin bir delil teşkil ederler. Bütün Hak dinlerin ve Peygamberlerin varlığında ittifak ettiği; Peygamberimizin ve Kur'an'ın varlığını haber verdiği meleklere "gözümle göremiyorum" diye inanmamak, büyük bir cehalet ve inkârdır. Allah'a inanan bir kimse için, Meleklere inanmamak söz konusu olamaz.

Meleklere İmanın, İman Esasları İçindeki Yeri Nedir?

Meleklere îman, îman esasları içinde mühim bir yer işgal eder. Çünkü melekler, Allah'tan aldıkları İlâhî vahyi peygamberlere ulaştıran birer elçi durumundadırlar. Bu bakımdan vahye ve peygamberlere inanmak, önce onlara vahyi ve peygamberliği getiren meleklerin varlığına inanmayı gerektirmektedir. Meleklere inanmamak, peygamberlere de inanmamayı netice verecektir. Meleklere îmanın Allah'a îmandan hemen sonra zikredilmesinin sebebi de budur.

Melekler Kaç Gruba Ayrılır, Vazifeleri Nelerdir?

Melekler başlıca 3 grupta toplanabilir:

 1. İlliyyûn - Mukarrebûn melekleri,

2. Müdebbirât melekleri,

3. İnsanla alâkalı melekler...

 İlliyyûn - Mukarrebûn Melekleri:

 Bunlar her an Cenâb-ı Hakk'ı zikirle, O'nu noksan sıfatlardan tenzihle ve her türlü kemâl vasıflarıyla takdîsle meşguldürler. Allah'ın mârifeti ve muhabbeti içinde kendilerinden geçmiş haldedirler.

 Müdebbirât Melekleri:

Bunlar kâinatı idare eden, düzenini, nizam ve intizamını temin eden İlâhî Kanunları tatbik ile vazifeli meleklerdir. ålemde, Allah'ın irade ve kudretinin tecellilerine nezaretçi ve seyirci durumundadırlar.

 İnsanla İlgili Melekler:

Bu meleklerin başında Cebrâil (as) gelir. Vazifesi, İlâhî vahyi peygamberlere ulaştırmaktır. Bu sebeble, ona Vahiy meleği de denir. İnsanla alâkalı meleklerin diğer bir görevi de, Allah'ın Peygamberlerine ve salih kullarına kuvvet vermek, sıkıntılı ve üzüntülü zamanlarında onları teselli etmek, mâneviyatlarını yükseltmek, gerekirse fiilen yardım yapmaktır. Asr-ı Saâdette cereyan eden Bedir, Uhud ve Huneyn harblerinde meleklerin mü'minlere fiilen yardım ettiklerini Kur'an bize haber vermektedir. İnsanla alâkalı meleklerin bir başka görevi de, insanlara iyi ve hayırlı şeyleri telkin etmek, böylece onların doğru yola girmelerini, ruhen yükselmelerini sağlamaktır. Bu kısma giren meleklerden bâzılarının özel vazifeleri vardır:

  Hafaza Melekleri:

 Her insanda hafaza adlı iki melek vardır. Bunlar insanların iyi-kötü her türlü hareketlerini, söz ve davranışlarını yazarlar. Kur'an'da bu meleklere Kirâmen Kâtibîn ismi verilir.

  Münker - Nekir Melekleri:

Öldükten sonra insanı kabirde sorguya çeken, "Rabbin kim, dînin ne, peygamberin kim?" gibi sualleri soran meleklerdir.

 Azrâil (as):

İnsanların ruhlarını kabzetmek, bedenlerden çekip almak ile vazifelidir. Melekü'l-Mevt, yani, ölüm meleği adı da verilir.

Mîkâil (as):

 Rızıkları sahiplerine ulaştırmak ve yağmur, rüzgâr gibi tabiat hâdiselerini Allah'ın irâdesine göre düzenlemekle meşgul melektir.

 İsrâfil (as):

Sûr adı verilen boruyu öttürüp kıyâmetin kopuş zamanını ilân ile vazifeli melektir. İsrâfil (as) kıyâmetin kopup kâinatın yıkılmasından ve bütün canlıların ölümünden sonra, Sûr'a ikinci bir defa daha üfleyecek, bu üfleyişle insanlar dirilerek kabirlerinden kalkacak, Mahşer meydanında toplanacaklardır.

En Büyük Melekler Nelerdir?

En büyük melekler 4 tanedir. Bunlar da Cebrâil, Mîkâil, İsrâfil ve Azrâil Aleyhimüsselâm'dır. Bunların vazifelerinin ne olduğunu yukarıda zikrettik.

Meleklere İmanın İnsan Hayatına Verdiği Faydalar Nelerdir?

Meleklere îmanın insan psikolojisi üzerinde müsbet tesirleri vardır. Bunlardan birkaçını şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Her insan, kıymetli bir sözünün veya işinin veya bir kabiliyetinin unutulup gitmesini önlemek, takdir edilmesini sağlamak için, şiir yazarak, kitab hazırlayarak, yahut başka sanat dallarına kendini vererek o söz, fiil ve kabiliyetini ebedileştirmeye çalışır. Bu duygu, insanda fıtri olarak vardır. Bu fıtratta bulunan bir insanın, yaptığı bütün iş ve fiillerini, bütün söz ve meyillerini "Kiramen Katibin" adlı meleklerin yazdığını, ebedî âlemde kendine ve başkalarına göstermek üzere kaydettiğini îmanla bilmesi; ona ne derece sevinç ve huzur vereceği, ruhunu genişletip kalbini ferahlatacağı açık bir hakikattır. 2. İnsanın en kıymetli varlığı ruhudur. Ölüm esnasında bu kıymetli varlığın mahvolup yok olması, hiçliğe gitmesi, hiç şüphesiz insan için azabların en büyüğü, acıların en dehşetlisidir. İşte insan, bu büyük acıdan ve dehşetli endişeden meleklere îman şuûru ile kurtulabilir. Çünkü îman, ona, vefatı esnasında en kıymetli varlığı olan ruhunun Azrâil (as) gibi vazifeli bir memurun eline emanet edildiğini, asla kaybolup yok olmadığını bildirir.
3. Herkesin istisnasız gireceği kabir ve mezardaki yalnızlık, karanlık, darlık, soğukluk, hapislik vahşetinden ve ümidsizliğinden insanı Münker - Nekir meleklerinin arkadaşlığı kurtarır. Onlarla sohbet eder. Kalb ve kabir, bu sayede genişler, ısınır, nurlanır, ruhlar âlemine pencereler açılır.
4. İnsan, zaman zaman gurbetlere düşer, sevdiklerinden, tanıdıklarından ayrı, kimsesiz, yapayalnız kalır. Bu gurbet, maddî olabileceği gibi mânevî de olabilir. Kişinin inanç ve fikirlerini kendinden başka paylaşacağı hiç kimse bulamaması, herkesin kendisine zıd ve düşman olduğu bir muhitte yaşaması mânevî bir gurbet hâlidir. Bu sıkıntı ve yalnızlıklar içinde dünya o kişinin başına yıkılacak gibi olur. Bu durumda da yine meleklere îman şuûru imdada yetişir. Kâinatı ve o şahsın karanlık dünyasını aydınlatır, şenlendirir, melekler ve ruhanîlerle doldurur. ålemini sevinçlerle güldürür. Onu yalnızlık ve vahşetten, kimsesizlik ve dehşetten, cemiyette kimse tarafından dinlenilmemek ıstırabından kurtarır. "Cemiyette kimse senin müsbet fikir ve inançlarını dinlemez ve kabul etmezse sen sakın üzülme! Melekler dinler, ruhanîler kulak verir. Sana yine sevab meyvelerini kazandırır" der, teselli eder.

Cin ve Şeytanlar

Cin ve şeytanlar , saf ateşten, yani, dumansız ateş alevinden yaratılmış ruhanî varlıklardır. Cinler de melekler gibi görünmeyen gizli varlıklar olup çeşitli suret ve şekle girmeye ve zor işler başarmaya muktedir, fakat cins ve mahiyet bakımından meleklerden ayrı yaratıklardır. Cinler arasında da insanlar gibi evlenme vardır. Onlar da Allah'a îman ve ibâdetle mükelleftirler. Bâzıları isyankâr olup kâfir, bâzıları da itâatli mü'mindirler. Ancak şeytanların hepsi isyankâr ve kâfirdirler. Sırf şer işleyen, insanları yoldan çıkarmakla meşgul olan varlıklardır. Şeytanların mü'mini ve itâatlisi yoktur. Cinler, Allah'ın izni ve hükmü olmadan hiç kimseye ne iyilik, ne de kötülük yapabilirler. Cinler gaybı bilmez, Allah'ın Peygamberlerine bildirdiği İlâhî vahye muttali olamazlar. Cinler insandan evvel yeryüzünün idare ve tedbirini görmekle vazifelendirilmişlerdir, ancak yeryüzünde çok kötülük yaptıkları, fesad çıkardıkları için, sonunda bu görevden azledilmişlerdir. Yerlerine, insanoğlu tayin edilmiş, yeryüzünün sâhipliği makamına getirilmiştir. Peygamberimiz, insanlara olduğu gibi cinlere de elçi olarak gönderilmiş, tebliğ vazifesini cinler arasında da yerine getirmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de Cin sûresinde bu husus, açık bir şekilde beyan buyurulmuştur.

Meleklerin ve Şeytanların İnsan Davranışlarına Tesirleri Var mıdır?

 İnsan, yaratılış bakımından, madde ve ruhtan teşekkül eder. Maddî cephesini, fizikî görünüşü olan bedeni ve onun tabiî ihtiyaçları; mânevî cephesini de, mâhiyeti bilinmeyen ruhu ve aklı teşkil eder. Bu yaratılışının neticesi olarak, yüce Allah, insana iki türlü duygu vermiştir.

Cibril Hadisi

Hz. Ömer (ra) anlatıyor: "Bir gün biz, Hazret-i Peygamber'in (asm) yanında bulunurken huzur-u Nebevîye, üzerinde yolculuk eseri görünmeyen, hiçbirimizin tanımadığı bir adam geliverdi, Peygamberimizin ta yanına oturdu. Diz kapaklarını O'nun diz kapaklarına dayadı. Ellerini dizlerine koydu ve: - Ey Muhammed, bana İslâm'dan haber ver? dedi. Allah'ın Resûlü buyurdu ki: - İslâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in (asm) Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet etmen (Kelime-i Şehadet), namaz kılman, zekât vermen, Ramazan ayında oruç tutman, (yol bakımından gücün yeterse) hac etmenden ibarettir. - Doğru söylüyorsun, dedi. [Ömer diyor ki: "Biz buna hayret ettik. Hem soruyor, hem de Peygamberi tasdik ediyordu."]. Adam devam ederek: -Bana îmandan haber ver, dedi. Allah'ın Resûlü buyurdu ki: -İman, Allah'a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve bir de hayır ile şer (her şey)'in Allah'ın takdîri ile olduğuna inanmandan ibarettir. Adam: - Doğru söylüyorsun, dedi ve devam ederek ilâve etti: - Bana ihsandan haber ver? Allah'ın Resûlü bu suâle de: - İhsan, Allah'a, görür gibi ibâdet etmendir. Her ne kadar sen onu görmesen de O seni görür, buyurdu.

Melekler İnsanların İyilik ve Kötülüğünü nasıl yazarlar?

Hz. Süfyan bin Uyeyne'ye: "Bir insan, bir işi yapmaya niyet eder, sonra yapmazsa, o kimse o ameli işlemediği halde, Kirâmen Kâtibîn melekleri nasıl yazarlar?" diye sordular. Cevaben buyurdu ki: "İnsanın iyiliğini ve kötülüğünü yazan melekler gaybı bilmezler. Lâkin güzel ve hayırlı bir amel yapmayı kalbinden geçirince, kişiden misk gibi güzel kokular yayılır. Melekler bu kokuyu aldıkları zaman o kimsenin iyilik yapmaya niyet ettiğini anlarlar. Kötülük yapmağa niyet ettiğinde de, kişiden rahatsız edici bir koku yayılır. Bu kötü kokudan melekler o kimsenin kötülük yapmaya niyet ettiğini anlarlar. Güzel amel işlemeğe niyet edince, kul yapmasa da melekler o niyeti yazarlar. Kötülüğe niyet edince ise, o kötülüğü yapmadıkça yazmazlar. Bu, Allah Teâlâ'nın kuluna fazl ve ihsanındandır."

Alıntı-Kaynak:

http://www.islammerkezi.com/ilmihal/meleklereiman.htm

 

 

                     Meleklere İman

MELEKLER VE GÖRÜNMEYEN VARLIKLAR

           Allah, Evrende İnsandan başka varlıklar da yaratmıştır ve yaratılan hiçbir şey, boşuna değildir.

           Allah insanı topraktan en güzel şekliyle yaratmış ve ona sorumluluk vermiştir.

           Yaşadığımız alemde bir çok çeşitlilik vardır.

           Hayvanlar alemi, Bitkiler alemi, Cansızlar alemi.

           Bizden başka yaratılmışları ikiye ayırabiliriz:

                        a) Görülebilen varlıklar    b) Görülemeyen varlıklar

            Göremediğimiz varlıkları ise peygamberimizin hadislerinden de öğrendiğimize göre üç kısımda inceleyebiliriz:

                       1- Hayırlı olan Allah’ın emrinde, insana iyi şeyler ilham eden  Melekler,

                       2- İnsanı aldatan ve şer dileyen  şeytanlar

                       3- Hem hayırlıları hem de şerlileri bulunan cinler

              Melekler Nasıl Varlıklardır?

             Melekler Allah'ın nurdan yarattığı, gözümüzle göremediğimiz ruhanî varlıklardır.

             Melekler, sırf hayır işlemek ve Allah'a ibâdette bulunmak için yaratılmışlardır. Kötülük yapmaya kabiliyetleri yoktur. Çünkü Allah onlara, şehvet ve gazap gibi kötülüğe itici duygular vermemiştir.

             Meleklerin Özellikleri:

             Meleklerin bizim gibi yemeleri içmeleri, yatıp uyumaları, evlenip çoğalmaları yoktur. Onlar için erkeklik - dişilik söz konusu değildir. Gökte, yerde, her tarafta bulunurlar; kısa zamanda en uzak mesafeleri aşıp gitmeye, diledikleri şekilde görünmeye güçleri yeter. Allah, onlara bu kuvveti vermiştir.

             Melekler, gece gündüz Allah'a ibâdetle, zikir, tesbih ve takdîs ile meşgul olurlar. Bu, onların gıdası hükmündedir. Allah'a asla isyan etmez, Onun emirlerinden zerre kadar dışarı çıkmazlar. Mâsum ve itâatlidirler.

               Melekleri Neden Göremiyoruz?

               Melekler nurdan yaratılmış lâtif cevherler, ruhanî varlıklar oldukları  için, aslî hüviyetleri ve gerçek mâhiyetleri ile insan gözüne gözükmezler.

               Görme kabiliyetimiz, melekleri görebilecek şekilde yaratılmamıştır.

               Ancak Cenab-ı Hak Peygamberlerine, melekleri görme kabiliyetini verdiğinden, onlar melekleri hakikî şekilleri ile görebilmişlerdir.

               Melekleri hakikî mâhiyetleri ile göremememiz ve 5 duyumuzla hissedemeyişimiz, onların yok oldukları anlamına gelmez.

               Duyu organlarımızın maddî âlemde dahi hissedemediği pek çok şey vardır. Kulağımız çok tiz ve çok pes sesleri işitmez.

                Bugün varlığı âletlerle tespit edilen ışık dalgalarının hepsini, hele röntgen ve ültraviyole ışınlarını gözle görebilseydik, dünyayı şimdikinden çok başka şekilde algılayacaktık.

                Biz daha kendi âlemimizde meydana gelen olayların  hakikatini tam anlayamazken, Cenabı-ı Hakk'ın yarattığı sayısız âlemlerdeki sonsuz hâdiselerin varlığını nasıl inkâr edebiliriz?

                Demek ki bir şey'i gözle görememek, o şey'in yok olduğuna delil olmaz. Gözle göremediğimiz pek çok şey var ki, o şey'in vücudunu aklımızla, ilim ve tecrübe ile, deneylerle kabûl ediyoruz.

                İşte, melekler de gözle göremediğimiz halde, varlığını kabûl ettiğimiz nesnelerdendir.

                Ayrıca bir su damlasında veya bir avuç toprakta milyonlarca canlıyı, bakteriyi yaratan ve onları canlılarla şenlendiren Allah , koca koca yıldızları sakinsiz,  sahipsiz, ruhanisiz ve meleksiz bırakır mı?.

 

Meleklerin Vâr Olduğuna Neye Dayanarak İnanıyoruz?

Meleklerin varlığını, başta İslâm, bütün semavî dinler haber vermiş, Peygamberler onları hakikî halleriyle görüp kendilerinden vahiy almışlardır.

Kur'an ve diğer mukaddes kitablar da meleklerin varlığından bahsetmişlerdir.

Bütün bunlar, meleklerin varlığına, gözle görmek gibi kesin bir delil teşkil ederler.

Bütün Hak dinlerin ve Peygamberlerin varlığında ittifak ettiği; Peygamberimizin ve Kur'an'ın haber verdiği meleklere; "gözümle göremiyorum" diye inanmamak, büyük bir cehalet ve inkârdır.

         Allah'a inanan bir kimse için, Meleklere inanmamak söz konusu olamaz.

 

          Meleklere İmanın, İman Esasları İçindeki Yeri Nedir?

         Meleklere îman, îman esasları içinde önemli bir yer tutar. Çünkü melekler, Allah'tan aldıkları İlâhî vahyi peygamberlere ulaştıran birer görevli memur  durumundadırlar.

Bu bakımdan vahye ve peygamberlere inanmak, önce onlara vahyi ve peygamberliği getiren meleklerin varlığına inanmayı gerektirmektedir.

Meleklere inanmamak, peygamberlere de inanmamayı netice verecektir.

Meleklere îmanın Allah'a îmandan hemen sonra zikredilmesinin sebebi de budur.

 

          En Büyük Melekler Hangileridir?

          En büyük melekler 4 tanedir.

          Bunlar da Cebrâil, Mîkâil, İsrâfil ve Azrâil Aleyhimüsselâm'dır.

          Cebrâil (as): Vazifesi, İlâhî vahyi peygamberlere ulaştırmaktır. Bu sebeple, ona Vahiy meleği de denir.

           Mîkâil (as): Rızıkları sahiplerine ulaştırmak ve yağmur, rüzgâr gibi tabiat hâdiselerini Allah'ın irâdesine göre düzenlemekle meşgul melektir.

           Azrâil (as):İnsanların ruhlarını kabzetmek, bedenlerden çekip almak ile vazifelidir. Melekü'l-Mevt, yani, ölüm meleği adı da verilir.

           İsrâfil (as): Sûr adı verilen boruyu öttürüp kıyâmetin kopuş zamanını ilân ile vazifeli melektir. İsrâfil (as) kıyâmetin kopup kâinatın yıkılmasından ve bütün canlıların ölümünden sonra, Sûr'a ikinci bir defa daha üfleyecek, bu üfleyişle insanlar dirilerek kabirlerinden kalkacak ve Mahşer meydanında toplanacaklardır.

 

         Melekler Kaç Gruba Ayrılır, Vazifeleri Nelerdir?

           Melekler başlıca 3 grupta toplanabilir:

                1. İlliyyûn - Mukarrebûn melekleri,

                2. Müdebbirât melekleri,

                3. İnsanla alâkalı melekler...

 

            İlliyyûn - Mukarrebûn Melekleri:

            Bunlar her an Cenâb-ı Hakk'ı zikirle, O'nu noksan sıfatlardan tenzihle ve her türlü kemâl vasıflarıyla takdîsle meşguldürler. Allah'ın mârifeti ve muhabbeti içinde, kendilerinden geçmiş haldedirler.

            Müdebbirât Melekleri:

            Bunlar kâinatı idare eden, düzenini, nizam ve intizamını te'min eden İlâhî Kanunları tatbik ile vazifeli meleklerdir. Alemde, Allah'ın irâde ve kudretinin tecellilerine nezaretçi ve seyirci durumundadırlar.

 

           İnsanla İlgili Melekler:

              Bu meleklerin başında Cebrâil (as) gelir. Vazifesi, İlâhî vahyi peygamberlere ulaştırmaktır. İnsanla alâkalı meleklerin diğer bir görevi de, Allah'ın Peygamberlerine ve Salih kullarına kuvvet vermek, sıkıntılı ve üzüntülü zamanlarında onları teselli etmek, mâneviyatlarını yükseltmek, gerekirse fiilen yardım yapmaktır.

             Bedir ve Huneyn gibi harblerde meleklerin mü'minlere fiilen yardım ettiklerini Kur'an bize haber vermektedir.

             İnsanla alâkalı meleklerin bir başka görevi de, insanlara iyi ve hayırlı şeyleri telkin etmek, böylece onların doğru yola girmelerini, ruhen yükselmelerini sağlamaktır.

              Hafaza Melekleri:

              Her insanda Hafaza adlı iki melek vardır. Bunlar insanların iyi-kötü her türlü hareketlerini, söz ve davranışlarını yazarlar. Kur'an'da bu melekler Kirâmen Kâtibîn diye geçmektedir.

               Münker - Nekir Melekleri:

               Öldükten sonra insanı kabirde sorguya çeken, "Rabbin kim, dînin ne, peygamberin kim?" gibi sualleri soran meleklerdir.

 

         Meleklere İmanın İnsan Hayatına Verdiği Faydalar Nelerdir?

               Meleklere îmanın insan psikolojisi üzerinde olumlu etkileri vardır. Bunlardan birkaçını şu şekilde sıralayabiliriz:

            1. Her insan, kıymetli bir sözünün veya işinin veya bir kabiliyetinin unutulup gitmesini önlemek, takdir edilmesini sağlamak için, şiir yazarak, kitap hazırlayarak, yahut başka sanat dallarına kendini vererek o söz, fiil ve kabiliyetini ebedîleştirmeye çalışır. Bu duygu, her insanda fıtrî olarak vardır.

              Bu fıtratta bulunan bir insanın, yaptığı bütün iş ve fiillerini, bütün söz ve meyillerini "Kirâmen Kâtibîn" adlı meleklerin yazdığını, ebedî âlemde kendine ve başkalarına göstermek üzere kaydettiğini îmanla bilmesi; ona ne derece sevinç ve huzur vereceği, ruhunu genişletip kalbini ferahlatacağı, apaçık bir gerçektir.

            2. İnsanın en kıymetli varlığı ruhudur. Ölüm esnasında bu kıymetli varlığın mahvolup yok olması, hiçliğe gitmesi, hiç şüphesiz insan için azapların en büyüğü, acıların en dehşetlisidir. İşte insan, bu büyük acıdan ve dehşetli endişeden, meleklere îman şuûru ile kurtulabilir.

              Çünkü îman ona, vefatı esnasında en kıymetli varlığı olan ruhunun Azrâil (as) gibi vazifeli bir memurun eline emanet edildiğini, asla kaybolup yok olmadığını bildirir.

           3. Herkesin istisnasız gireceği kabir ve mezardaki yalnızlık, karanlık, darlık, soğukluk, hapislik vahşetinden ve Ümitsizliğinden insanı Münker - Nekir meleklerinin arkadaşlığı kurtarır. Onlarla sohbet eder.

              Kalb ve kabir, bu sayede genişler, ısınır, nurlanır, ruhlar âlemine pencereler açılır.

            4. İnsan, zaman zaman gurbetlere düşer, sevdiklerinden, tanıdıklarından ayrı, kimsesiz, yapayalnız kalır. Bu gurbet, maddî olabileceği gibi mânevî de olabilir. Kişinin inanç ve fikirlerini kendinden başka paylaşacağı hiç kimse bulamaması, herkesin kendisine zıd ve düşman olduğu bir muhitte yaşaması mânevî bir gurbet hâlidir

              Bu sıkıntı ve yalnızlıklar içinde, dünya o kişinin başına yıkılacak gibi olur. Bu durumda da yine meleklere îman şuûru imdada yetişir. Kâinatı ve o şahsın karanlık dünyasını aydınlatır, şenlendirir, melekler ve ruhanîlerle doldurur. Alemini sevinçlerle güldürür.

               Onu yalnızlık ve vahşetten, kimsesizlik ve dehşetten, cemiyette kimse tarafından dinlenilmemek ızdırabından kurtarır.

              "Cemiyette kimse senin güzel fikir ve inançlarını dinlemez ve kabul etmezse sen sakın üzülme! Melekler dinler, ruhanîler kulak verir. Sana yine sevap meyvelerini kazandırır" der, teselli eder.

             SONUÇ: Meleklerin varlığına inana insan hayatının her döneminde mutlu olur. Çünkü birisi tarafından gözetildiğine inanan bir insan ona göre hareket eder ve hata işlememeye çalışır.Hata işlemediği içinde mutlu olur.


Alıntı-Kaynak:

http://dinkulturuogretmeni.blogcu.com/meleklere-iman/3381032

              Meleklere İman

 

1 - Meleklerin Mahiyeti Ve Vasıfları :

 

«Melek» kelimesi, yetkili dilcilere göre Arapça bir kelime olup, «elûk» veya «elûke» kökünden gelir. Elûk; götüren, elûke de: haber götüren manasınadır.

«ELK» aslında «elçilik» demektir. Müfredi (tekili), «mefal» vezninde «melek» ise de, bilâhare hemze (') «lâm» dan sonraya alı­narak «mel'ek» olmuş, daha sonra hemze de düşerek kelime «me­lek» haline gelmiştir. Bu gibi değişikliklere Arapçada çok rastla­nır.

Haber götüren elçi mânâsına gelen «melek» in çoğulu «melâike» dir.

Ibn-i Hayyan ve Râğıb gibi dilciler, melek kelimesinin, «kuv­vet ve iktidar» mânâsına gelen «melk», yahut «milk» kelimesinden geldiği kanaatındadırlar.

İngiliz müsteşriklerinden Papaz D. B. Mac  Donald, bu kelimenin İbrânice'den Arapça'ya geçmiş olabileceği fikrine kapılmışsa da, bilâhare, yapılan incelemeler sonunda îbrânice'nin çok eski ki­tabelerinde böyle bir fiilin izine rastlanmadığını itiraf etmiştir.[1][2] 

Meleklerin cins ve mahiyeti hakkında çeşitli görüşler varsa da, meşhur olan; meleklerin ruhanî, nûrânî ve lâtif birer varlık olduk­larıdır. Kur'an-ı Kerîm'in birçok âyetlerinde meleklerin, diğer var­lıklar gibi, müstakil olarak yaratılan, fakat maddî varlıklara mah­sus olan yemek, içmek, uyumak, evlenmek gibi hallerden uzak ve müstağni, erkeklik ve dişilikle muttasıf bulunmayan nuranî ve lâ­tif varlıklar olduğu, kendilerine verilen en büyük işleri îfâya, en kısa 'Zamancta en uzak mesafeleri kat'etmeye, diledikleri şekil ve surette görünmeye muktedir, Hak Teâlâ'nın mükerrem kullan ol­dukları beyan olunmuştur  [2][3] Bu bakımdan melekler, îtibârî birer yarlık olmayıp, Yüce Allah'a asla isyan etmeyen, O'nun emirlerini usanmadan yapan ve.harfiyyen yerine getiren, nûrânî, masum ve şerefli kullandır. Nitekim Hak Teâlâ melekleri için : [3][4] ve  Onlar, Allah'ın emirlerine isyan edip karşı  gelmezler emrolundııkları şeyleri (aynen) yaparlar.» buyurmuştur.

Kur'an-ı Kerîm'de insanların topraktan, cinlerin ve şeytanın ateşten yaratıldıkları beyân olunmakta ise de,   [4][5] Meleklerin han­gi maddeden yaratıldıkları açık bir dille bildirilmemiştir. Ancak Hz. Âişe Radıyallahu Anhâdan nakledilen bir hadise göre; Peygam­berimiz; cinlerin nârdan (ateşten), meleklerin de nurdan (ışıktan) yaratıldıklarını bildirmiştir  [5][6] Bu hadis, meleklerin maddî ol­mayan rûhânî ve nûrânî lâtif yaratıklar olduğunu, meleklerle cin­lerin iki ayn asıldan gelen iki ayrı varlıklar olduklarını gösterir.

Kur'an'da, meleklerin kanatları olduğundan da bahsedilmiştir.

Halbuki kanat, maddî bir. sıfattır. Fakat buna dayanarak, manevî varlıklar olan melekleri kuş gibi kanatlı, maddî bir varlık olarak tasavvur etmek, yanılş bir anlayış olur. Çünkü Kur'an'da bahse­dilen melek kanadı, kuş kanadı gibi maddî bir kanat olmayıp, vazi­felerini en sür'atli bir şekilde görmelerine delâlet eden manevî bir kanat, bir kuvvet sembolüdür,

Bu söz, temsilî ve mecazî bir ifadedir. Nitekim maddî ve ma­nevî ilimlere sahib olan bir kimseye de, mecazen «Zü'l - cenâheyn» yani iki kanat sahibi, denir.[6][7]

 

2- Melekler Görülebilir Mi?

 

Melekler, nurdan yaratılan, rûhânî ve manevî lâtif varlıklar oldukları için, kendilerine mahsus olan mahiyetleri, insan gözüne görünmelerine engel teşkil etmektedir. Çünkü insan sözü, —genel olarak— melekler gibi nûrânî, îâtif varlıkları görebilecek şekilde yaratılmamıştır. Ancak, Cenab-ı Hak, Peygamberlerine bu kuvveti verdiğinden,- yalnız onlar melekleri hakîkî hüviyetleriyle görebilir­ler. [7][8]

 

3- Meleklere İmân :

 

tslâmda îmân esaslarından biri de, Yüce Allah'ın melekleri ol­duğuna inanmaktır. Meleklere îmân, Islâmda inanç esasları arasın­da mühim bir yer işgal eder. Çünkü melekler, vahiy ve Peygam­berliği, görülmeyen ilâhî âlemden, "görülen insanlık âlemine nakle­den Allah elçileri, bu âlemin nizâmını sağlayan ilâhî vasıtalar ve insanlara iyiliği ilham eden nûrânî varlıklardır. O halde vahye ve Peygamberliğe inanmak, ancak meleklere inanmakla olur. Yani Pey­gamberlere inanmadan önce, onlara peygamberliği getiren meleğin varlığına inanmak lâzımdır. Bu bakımdan meleğe îmân, peygamber­liğe îmân demektir. Meleği inkâr ise, Peygamberliği inkâr mânâsı-nı ifade eder. İşte bu sebepledir ki meleklere îmân, îmân esasları arasında Allah'a îmândan sonra yer almıştır  [8][9] Nitekim Kur'anU Kerîm'de Yüce Allah'a îmândan sonra Meleklerine, daha sonra da, Kitaplarına ve Peygamberlerine îmân etmek zikredilmiştir [9][10] Esa­sen, diğer îmân esaslarına inanmak, herseyden önce Allah'a, sonra O'nun gibi görünmeyen Meleklerine   inanmakla kaabildir.   Bu   Peygamber, Rabbi tarafından inzal  olunana  (Kur'an'a  di,   mü'minler    de   inandılar.   Herbirt  Allah'a,    Meleklerine,    Kitaplarına Peygamberlerine  inandılar.»

inan- hetten de ruhanî lâtif varlıklar olan Meleklere îmân, maddî ve ma­nevî varlıkların yaratıcısı bulunan Hak Teâlâ'ya îmândan sonra zikredilmiştir. [10][11]

 

4 - Meleklerin Naklen Sübûtlî Ve Aklen Cevazı :

 

Görünmeyen ve göremediğimiz bu varlıkların mevcudiyetini Kur'an-ı Kerîm bize haber veriyor. Peygamberimiz, melekleri biz­zat görmüş ve var olduklarını bildirmiştir. Allah'ın Kelâmı olan Kur'an'm her verdiği haber hak ve gerçeğin ifadesidir. Peygam­berler ise, doğrulukla muttasıfdırlar ve asla yalan söylemezler. O halde bizler müslüman olarak Kur'an ve Hadisle sabit olan, bütün geçmiş Peygamberlerin ve Semavî Dinlerin, varlığında ittifak ettik-ieri meleklere inanmakla mükellefiz. Bu sebeble, şer'an sabit olan melekleri inkâr etmek küfrü icabettirir. Bu hususta vârid olan muh­kem âyetleri te'vile kalkışmak asla caiz değildir.

Şer'an sabit olan meleklerin varlığını insan aklı da inkâr et­mez. Gerçi akıl, meleklerin ne varlığını, ne de yokluğunu kesin de­lillerle ispat edebilir.   Fakat akıl, bu gibi   görülmeyen   varlıkların muhal olmadığına, bilâkis vücudu caiz olan şeylerden olduğuna de­lâlet eder. Çünkü; melekleri inkâr için, aklî veya ilmî hiçbir delil ortaya konamaz. Aksi halde, gözümüzle göremediğimiz ve bugünkü müsbet ilmin ve felsefenin mahiyetini bilemediği ruhumuzun ve ak­lımızın da varlığım inkâr etmemiz gerekir. Fakat göremiyoruz veya mahiyetini bilemiyoruz diye, ne ruhu, ne de akh İnkâr edebiliriz. O halde, ruh gibi maddî olmayan ve «Mücerredât» denilen mânevi varlıklara inanmaya mecburuz. Bu gibi varlıklar, müşahede ve tec­rübeye (gözlem ve deneye) dayanan müsbet ilmin sınırı'dışında ka­lan, fizik ötesi, manevî yaratıklardır. Nitekim,  Sokrafc ve Eflâtun gibi ilahiyatla uğraşan eski filozoflar, fizik ötesi ruhanî varlıkların mevcudiyetine, inanmışlar ve onlara «Misâller  âlemi,  Ervâh-ı   Ul-viyye, Ukûl-i  Âliye, Nüfûs-i Mücerrede» gibi isimler  vermişlerdir. Bugünkü müsbet ilimle uğraşan bilginlerin çoğu, fizik Ötesi birta­kım kuvvetlerin bu maddî âlemde görülen bazı hâdiselerin meyda­na gelmesine sebeb olduğunu kabul etmektedir. Bütün bunlar, me­leklerin mevcudiyetini akim caiz gördüğüne delâlet eder.

Hülâsa, melekler de ruhumuz gibi vardır. Gerçi biz onları gö­remiyoruz. Fakat Peygamberler görmüşler ve büyük bir melek olan Cebrail'in  elçiliğiyle Allah'ın vahyine  mazhar   olmuşlardır.    Onlar,melekler vasıtasiyle Allah'ın emir ve yasaklarını telâkki ederek, beşeriyyeti hidâyete sevketmişlerdir. Nitekim mukaddes Kitabımız Kur'an-ı Kerîm de Sevgili Peygamberimize aynı şekilde indirilmiş ve bize meleklerin varlığını haber vermiştir. Onun içindir ki, biz müslümanlar, Kur'an-ı Kerîm'in ve Peygamberimizin haber verdiği ve uklımızın da varlığını kabul ettiği meleklere inanırız. Çünkü me­lekleri inkâr. Mukaddes Kitapları ve Peygamberleri de inkâr etme­yi gerektirir. [11][12]

 

5 - - Meleklerin Vazifeleri :

 

Kur*an-i Kerîm'in birçok âyetlerinde meleklerden bahsedilmiş çeşitli vazifeleri ve gördükleri işlere göre aldıkları isimler beyan olunmuştur. Kur'an'a göre melekler, üç büyük gurupta toplanmak­tadır :

A) fiîîİîyyûn, Mukarrebun» diye anılan meleklerdir ki, bunlar dâima Hak Teâlâ'yı tenzih ve tehlil ile, O'na ibadet etmekle meş­guldürler. Dâima Allah mahabbetiyle istiğrak halindedirler.

B) «Müdebbirât» adıyla anılan melekler olup, bu kâinatın ni­zam ve  intizâmında ilâhî irâdenin icrasına vasıtalık ederler.  Yani hiîkatin devamını ve tekâmülünü temin ederler.

C) İnsanın ruhî hâli ve tekâmülü ile vazifeli olan meleklerdir.

Bu  melekleri ve  vazifelerini şu beş  gurupta  toplamak   müm­kündür :

1- Bunların   başında,   meleklerin  en   büyüklerinden    Cebrail gelir ki, vazifesi çok mühimdir. Bu vazife, insanları hidâyete şev-keden ve onları her iki dünyada da saadet ve selâmete ulaştıran ilâhî vahyi, Peygamberlere tebliğ etmektir. İlâhî emâneti Peygam­berimize ve daha evvelki Peygamberlere ulaştıran bu meleğe «Va­hiy Meleği», «Ruhu'l-Enıîn» ve «Kuhu'l - Kudüs» isimleri verilmiş-

2- Bu guruptaki meleklerin ikinci vazifesi de, Allah'ın Pey­gamberlerine ve kuvvetli îmân sahibi   sâlih kullarına   kuvvet ver­mek, sıkıntılı ve üzüntülü anlarında onları teselli etmek ve mane­viyatlarını  yüks e itmektir.  Nitekim   Kur'anda mü'minlere,    düşman­larına karşı yardım için melekler gönderildiği birçok âyetlerde zikredilmiştir  [12][13] Bu yardımın, manevî bir yardım, kalbe itmi'nan ve müjde için olduğu yine Kur'an'da beyân olunmuştur. [13][14]

3- İnsanların her   türlü   halleriyle   ilgili meleklerin   üçüncü vazifesi ise, Allah'a inanmayan kötü ruhlu insanlara verilen  ilâhî cezayı ifâ etmektir. [14][15]

4- Meleklerin dördüncü vazifeleri de, yeryüzündeki insanla­rın hidayetleri için duada ve onlara şefaatte bulunmaktır  [15][16] Bu dua ve şefaat,  «Rahmeti her şeyi kuşatan ve kaplayan Allah'ın» [16][17]  iradesiyle bütün insanlar için  ise de,  meleklerin yalnız mü'-minlere mahsus olan duaları  daha kuvvetlidir [17][18] Peyamberler için olan dualar ise, onları takdis etmek ve risâlet vazifelerine yar­dımcı olmaktır. 

5- Meleklerin diğer bir vazifesi de, insanlara iyi ve hayırlı şeyleri telkin etmek suretiyle onların doğru yola girmelerini ve ru­hen yükselmelerini sağlamak, böylece onları iyi ve asil bir hayata yöneltmek, saadet ve selâmete erdirmektir. Yukarıda beyan olun­duğu gibi, meleklerin kâfirler için bile şefaat edip dua  etmeleri, onları ruhî yükselme yoluna sevketmek içindir. Mü'minleri hakka, gerçeğe ve aydınlığa- çıkarmaları ve Peygamberlere   selât-ü selâm getirmeleri ise, onların ruhî yükselme dâvalarını ilerletmektir.

Meleklerden bir kısmının da özel vazifeleri vardır. Meselâ «Ha-faza»  [18][19] denilen melekler vardır ki, her insana bunlardan iki melek verilmiştir. Bunlar, insanın her türlü iyi ve kötü hareketle­rini yazarlar. Kur'an'da bu meleklere «Kirâmen Kâtibin» (Şerefli, ulu yazıcılar) adı verilmektedir  [19][20] Melekler mânevi ve ruhanî lâ­tif varlıklar oldukları için, şüphesiz onların yazmaları, insanın yaz­ması gibi değildir. Sonra bu kayıt işi bir ihtiyaçtan doğma olma yıp, insan oğlunu, işlerinde dikkat ve itinâya sevketmeyi hedef alan bir takım ilâhî hikmetlere müsteniddir.

Bir de «MOnker ve Nekir» ismi verilen melekler vardır ki bun­lar, insana, öldükten sonra soru sormaya memurdurlar.

Bunlardan başka, AzrMadıyla anılan, ruhları kabzetvncye me­mur melek, Mikâil ismiyle bilinen, nzıklan sahihlerine ulaştırma ve yağmur yağdırmak, rüzgâr estirmek gibi tabiî hadiseleri yönet­mekle vazifeli melek ve kıyameti ilân eden Sûr'u üflemekîe v  oteli forâfîl adlı melek vardır ki, bu üç m°lek, Cebrail Aleyhisselâm, me­leklerin en büyükleri ve onların resulleridir. [20][21]

 

6- Melekler İnsanlardan Efbal Mıdır?

 

Meleklere îmân farz olduğu gibi, onları ta'zim ve tebcil etmek de her mü'mine farzdır.

Peygamberler, meleklerin resulü olan dört büyük melek dahil, bütün meleklerden efdâl yani daha faziletli ise de, bu dört melek bütün insanlardan efdâîdir. Bu husus «lemâ-i Ümmet» ile sabittir.

Takva sahibi insanlar da, diğer meleklerden daha faziletli ve üstündürler. Çünkü melekler, yaradılış bakımından günâh işlemez­ler, Allah'a itaat ve ibadet onlar için tabiî ve fitrî bir iştir. Onları bu işten menedecek ne nefisleri vardır, ne de haricî bir tesire mâ­ruzdurlar. Halbuki insan akıl ve nefis sahibi olup, her türlü menfi tesirler altındadır. Buna rağmen bu menfi ve kötü engelleri aşar ve Yüce Allah'a inanarak, salih amel işlerse, elbet meleklerden daha faziletli ve daha üstün derecede bir varlık olur. [21][22]

 

Görülmeyen Yaratıklardan Cin Ve Şeytan

 

Nûrânî ve ruhanî lâtif varlıklar olan meleklerden başka, Al-lahu Teâlâ'nın yaratmış olduğu gözle görülmeyen bir kısım gizli mahlûkları (yaratıkları) vardır ki, onlara (cin) adı verilir. Şeytan da cin tâifesindendir.[22][23]

 

Cin Ve Şeytan Kelimelerinin Lügat Ve Istılah Manâları :

 

«Cin» ismi, (cenne) kelimesinden gelir. Cemre; örttü, gizledi, gölgeledi, sakladı ve korudu demektir. Kelimenin aslı, bir şeyi his­ten gizlemek mânâsını ifade eder. Arap dilcileri, kelimenin kökünde ve aslında müttefiktirler. Meselâ : Cenne; bahçenin ağaçları top­rağı Örttüğü ve gizlediği için, «bahçe» mânâsına da gelir. Nitekim toprağı örtülmüş bağ, bostan ve bahçe'ye, aynı kökten gelen (cen­net) adı verilir. Cünne, kalkan ve siper mânâsında, (cenin) ana rah­minde saklı kalan çocuk, (cenan) göğüs içinde bulunan kalb, (cu-nün) nefis ile akıl arasında perde olan «delilik» mânâsına gelir. Bu kelimelerin hepsinde histen gizleme mânâsı vardır. Bu esasa göre cin, gizli mahlûklar cinsine delâlet eden bir «ism-i cins» tir. Müf-redi «Cinnî» dir.

«Dilciler» den Râğıb-i tsfehâm'nin El - Müfredat'mda bildirildi­ğine göre, gizli kuvvetler mânâsına gelen (cinn), iki türlü kulla­nılır :

1- Cin (ins) kelimesi karşılığında kullanılan ve histen, in­san gözünden gizli olan bütün ruhanî varlıklardır. Bu, cinn keli­mesinin genel mânâsıdır. Bu mânâda meleklere ve şeytana da cin

denilebilir. Çünkü melek de, şeytan da gözle görülmeyen gizü var­lıklardır [23][24]

2- (Cinn), ruhanî varlıkların hepsinin değil, bir kısmının adıdır. Çünkü ruhanî varlıklar üç kısımdır :

Birinci kısım ruhanîler, Yüce Allah'a itaat ve ibâdet eden nje-lekler'dir ki, bunlar yanlış is yapmazlar ve insanı aldatmazlar.

İkinci kısmı teşkil eden, şerir ve isyankâr olan Şeytanlar'dır.

Bunlar insanı aldatırlar; şer ve kötülük için çalışırlar.

Üçüncü nevi ruhanîler ise, ikisi ortası olan gizli yaratıklardır. Bunların hayırlısı ve Allah'a itaat edeni olduğu gibi, şerlisi ve Al­lah'a isyan edeni de vardır. Özel manâsıyla Cin, bunlara denir. Cin deyince, bu iki sınıfı da (yani mü'min ve kâfiri de) olan ruhanî yaratıklar olduğunu anlamak, en doğru ve meşhur olandır.

«Cinn Sûresi»nde etraflı olarak bahsedilen cinler, Rahman sû­resi âyet 15, 33 de geçen (Cinn) ve (Cânn) bunlardır. Cinn'in, müf-redi, «Cinnî», çoğulu ise «Cinne» gelir. Nitekim, «En-Nâs sûresi» nin 6. âyetinde «... Min-el Cinneti ve'n-Nâs» buyuruimuştur.  [24][25]

 

Şeytan Kelimesi İse :

 

Dilcilere göre; azınlıkta, şer ve kötülükte emsalsiz olan şerir ve anut (inatçı) mânâsına gelen, her mütemerrit'e (azgına) veri­len bir isimdir. Bu bir «cins isim» dir. Şeytan kelimesinden daha çok (cin) cinsinden olan «Cin Şeytanı» anlaşılırsa da, kötü ruhlu insanlara da bu ad verilir. Hatta kötü hayvanlara da... Meselâ arap dilcileri, yılan'a «Hayye» dedikleri gibi, «Şeyâtınu'l Arap = Arap şeytanları» da derler. Bu esasa göre, «Şeytan» kelimesi, kötü ruh­la alâkası olan, görülen veya görülmeyen her kötü ve haktan uzak şeylere verilen bir isimdir. Cin şeytanı denildiği gibi, insan şeyta­nı, hayvan şeytanı da denir. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de, «Şeyâtın-ı ins* ve  «Şeyâtın-ı cin»  tâbirleri  [25][26] insan ve hayvan görülür, fakat, ruhta gizli ol&ri kötülük ve habaset görünmez. O, eserleri ile anlaşılır.

O halde, insan şeytanında da şeytanlık, gizli, bir haldir. Bu se­beple şeytan isminden, genel olarak, gizli, kötü bir kuvvet, kötü ve habis bir ruh anlaşılır. însan şeytanı, şeytanlıkta adolan cin şeytanına tâbidir. Ona bağlıdır.

Ehl-i Sünnet'e göre şeytan ismin'den maddî kötü kuvvetler de anlaşılır ise de, bilhassa görülmeyen bu gibi kötü ve haktan uzak­laşan gizli ruhlara delâlet eden bir «Cins ismi» dir. Yaratılışta her cins bir «Ferd-i Evvel», yani ilk fert ile başladığından, «şeytan» denilince bu cinsin ilk ferdi olan ve babası sayıîan ilk şeytan, yani «iblis» akla gelir ve ona has (özel) bir isim gibi olur. Ruhlar âle­minde iken, Allah'a isyan ederek ve tekebbür göstererek, insan ır­kının ilk ferdi Âdsm Aleyhi^eîâm'a (tazim gayesiyle) secde etme­yen (İblis) ilk şeytandır. [26][27]

Dilci imamlara göre (Şeytan) kelimesi uzaklık mânâsına ge­len (Satana =maddesinden, veya ihtirak (yanmak), yahut butlan mânâsına gelen (Şeyata = (ûa~i)    ) dan gelir. Birincisine  göre  «Fi'lân»   vezninde,  haktan uzak   olan, ikincisine   göre ise, «Fu'lân» vezninde yanmış ve bâtıl demektir [27][28]

 

2  Cin Ve Şeytanın Mahiyeti Ve  Vasıfları :

 

Kur'an-ı Kerîm'de bildirildiğine göre Cin ve Şeytan, aynı cins­ten olan ve görülmeyen yaratıklardır. Çünkü şeytan cinsinin ilk ferdi olan «İblis» in, ein'den olduğu şöylece tasrih edilmiştir. [28][29]

«Kani biz Meleklere, «Adem'e secde edim» demiştik de, îblîs-ten başkası hemen secde etmişti. O ein'den idi. Rabbinin enrâne karşı gelmişti.»

Hak Teâlâ Iblis'e : «Sana emrettiğim halde, secde etmene mâni olan "ne var, niçin secde etmiyorsun?» diye sorduğu zaman dedi ki :

«Ben ondan hayırlıyım, (Âdem'den üstünüm). Beni ateşten ya­rattın, Onu ise çamurdan...» [29][30]

Cinler ve cin cinsinden olan şeytan; saf ateşten, yani duman­sız ateş alevinden yaratılan nurânî lâtif varlıklardır. Bu konuda Kur'an-ı Kerîm'de :

«Cinni de faha, saf bir ateşten yarattı.» [30][31]

«Cinleri  [31][32] de daha önce alevli (dumansız) ateşten yarat­tık.»  [32][33] Duyurulmuştur.

Cinler de, melekler çibi -örülmeyen gizü varlıklar olup, çe­şitli şekil ve surete girmeye ve zor işleri yapmaya muktedir, fakat cins ve mahiyet bakımından meleklerden ayrı yaratıklardır. Daha önce zikrettiğimiz Hz. Âise (r.a.)'nin naklettiği hadis, bu hususu açıkça göstermektedir. [33][34]

Eski Hukemâ ve Mütefekkirler, cinlere «Ervâh-ı Süfliyye (Süf­li kötü ruhlar), Ervah-. Arziyye» adını vermişlerdir. Cinler arasın­la da insanlar gibi evlenme vardır. Onlar da,  Yüce Allah,  anan Dansı- ve ibâdetle mükelleftirler. Bazıları isyankâr olup kâfirdir. Diğer bir kısmı da itaatli mü'mindir. Allah'ın Yüce kudreti karşısında hiç bîrirân kudret vo hükmü olmayıp, O'nun âciz ve sorumlu yara­tıklarıdır. Allah'ın izni ve hükmü Gİmadikça, hiç bir kimseye ne iyilik, ne de kötülük yapabilirler. Cinler, Allah'ın peygamberlerine bildirdiği ilâhi vahyinden haberdar olamazlar, gaybı bilemezler [34][35] Çünkü Allahu Teâlâ gizli âleminden kimseyi haberdar etmemiştir. Ancak, seçtiği ve dilediği peygamberlerine insanlara tebliğ etmek üzere emirlerini bildirmiştir.[35][36]

 

3 -  Hz. Peygamber Cinlerin De Peygamberîdîr '.

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), Hâtemü'l - Enbiyâ (Peygamberlerin Sonuncusu) ve en büyüğü olduğu için, bütün in­sanlığa gönderildiği gibi, cinlere de peygamber olarak gönderilmiş­tir, O, ins vs cinn'in peygamberidir. Cinlerden bir taifenin Peygam­berimizi Kur'an okurken dinleyerek îmân ettikleri, dinledikleri ilâ­hî hükümleri diğer cinlere bildirdikleri ve onları İslâm'a davet et­tikleri «Cin Sûresi»nde, ayrıca «Ahkâf Sûresi»nde beyan edilmiş­tir. [36][37]

Cin sûresinde şöyîe buyurulmuştur :

(Ey Muhammedi) De ki : «Cinlerden bîr zümrenin Kur'an okurken dinlediği bana vahyolundu. Onlar (Kur'an)ı dinlemişler de (şöyle) demişler : «Biz gerçekten hayranlık veren bir Kur'an din­ledik ki O, Ilakk'a ve doğruya götürüyor, biz de O'na îmân ettik. Rabbimize (artık) hiçbir şeyi ortak koşmayacağız...» [37][38]

 

4 -  Cinler İlâhi Sırlara Vâkıf Mıdır?

 

İnsanları aldatarak dalâlete, küfre ve inkâra sevketmeye, bâ­tıl ve sapık inançlara yöneltmeye ve onların ahlâkını ifsada çalı­şan şeytan, Rabbine isyan eden cin tâifesindendir. Şeytan insanın açık bir düşmanıdır. Bu hususta bir çok âyetler vardır [38][39] Müş­rikler eskiden, İlâhî sırlara vâkıf olduklarını zannettikleri ve bu sebeple korktukları cinleri ulûhiyet derecesine çıkararak, onları ilâhlaştırırlardı. Dev, peri, şeytan, cin ve melek adıyla andıkları, hayra ve şerre kaadir zannettikleri, esrarengiz ruhanî yaratıktan iîâh kabul ederek, onlara ibâdet ederlerdi. Her birine çeşitli tılsım­lar, sihirler yapan Sâbiîler, Süryânîler, Yunanlılar, Romalılar, Ca-hiliye Arapları, İslâm'dan önceki Şanıanist Türkler [39][40] ve diğer müşrikler, bütün bu görülmeyen gizli ruhanî varlıkları ilâhlaştıra-rak,  onları Allah'a ortak koşar,   O'na oğullar ve kızlar  uydurur-Kur'an-ı Kerîm'de çok yerde ve özellikle Cin Sûresinde bildi­rildiğine göre, cinler ve şeytanlar, ilâhî sırlar ve vahy hakkında bilgi sahibi değildirler. Bu husus kesinlikle reddedilmiştir. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'in Peygamberimize İnzalinden söz edilirken şöyle buyurulmuştur :

«...Kur'an muhakkak ki, Âlemlerin Rabbi Canibinden indiril­medir. O'nu, Ruhu'l - Emin» inzâr edicilerden olasın diye, senin kal­bine mânâsı açık Arapça bir dil île indirmiştir...» [40][41]  Aynı sûre nin sonlarında ise :

«..O'nu (Kur'an-ı) asla şeytanlar indirmedi. Bu onlara ya­raşmaz, esasen buna güçleri yetmez. Şüphesiz onlar, (vahyi) işit­mekten uzaklaştırılmışlardır...»  [41][42] buyuruluyor.

Bu âyetlerden, şeytanların ve cinlerin vahye ve ilâhî sırlara asla vâkıf olmadıkları, buna güçleri yetmediği, vahyi Peygamber­lere bizzat Hak Teâlâ'nm gönderdiği ve Cibril'i Emîn tarafından kalplerine ilkâ olunduğu kesin olarak anlaşılmaktadır. Bu ve daha bir çok âyetlerden  [42][43] anlaşıldığına göre, halk arasında zanne­dildiği gibi, şeytanlar ne göklere yükselirler, ne de ilâhî sırlan öğ­renerek yer yüzüne inerler. Bu, onların ne vazifesidir, ne de buna güçleri yeter. Halk arasındaki bu düşünceler mesnetsiz olup, ef­sâneden başka bir şey değildir.

Ancak, şu husus da bir gerçektir ki; Cinler ve Şeytan, saf ateşten yaratılan nûrânî varlıklar olarak, vahyi ve ilâhî sırları öğ­renmek gücünde olmamakla beraber, insanların görmediği ve bil­mediği bir çok manevî ve adî hâdiseleri görür ve bilirler. Fakat cinlerin şeytanlıklarına kapılarak ve gaipten sırlar öğrenmek sev­dasıyla onların istilâsına düşmemeli, kötü tasarrufuna girmemeli­dir. Gerçek şudur ki; cinlere verilen tasarruf kudreti, insanlara ve­rilen idrâk kuvvetinden daha yüksek değildir ve bunların hepsi ilâhî kudret ve azamet önünde bir hiçtir. Onun içindir ki, Allah'a ihlâs ile îmân eden gerçek mü'minler onlardan korkmazlar ve isti­lâlarına uğramazlar. Çünkü, Kur'an-ı Kerîm'in nuru onları yaKar.Nitekim Cin sûresinde bu gerçekler anlatılmış cinlerin varlığı, mes'uliyetleri, mükellefiyetleri ve insanlarla olan alâkaları bildiril­miştir. Cin ve şeytanlar, Yüce Allah'a ve ,ilâhî emirlerine karşı hiç bir şey yapamazlar ve gayb hakkında bilgi sahibi olamazlar. [43][44] 

 

5- Cin Ve Şeytan Niçin Yaratılmıştır?

 

insanın apaçık düşmanı olduğu bildirilen ve gayesi insanı doğ­ru yoldan çıkararak küfre ve dalâlete şevke çalışmak olduğu an­laşılan şeytan acaba niçin yaratılmıştır?

Gerçek şudur ki; insan, yaratılış bakımından madde ve ruh'-dan teşekkül eder. Maddî cephesi; fizikî görünüşü olan bedeni ve onun tabiî ihtiyaçlarıdır. Manevî cephesini de, mahiyeti bilinmeyen ruhu ve aklı teşkil eder. Bu yaratılışının tabii neticesi olarak Yüce Allah, insana iki çeşit duygu vermiştir.

Birincisi, insanın ruh ve mânâ cephesi ile ilgili olan yüce duy­gulardır ki, bunlar insanı rûhânî ve yüce bir hayata -yöneltir.

İkincisi ise, insanın maddî ve fizikî yönü ile ilgili olan bir ta­kım süflî duygulardır. İnsan bu duygularına tabî olursa, ruh cep­hesi zayıflar, adetâ maddeleşerek âdîleşir. insandaki bu iki çeşit duyguya karşılık kâinatta da iki çeşit varlık vardır : Melekler ve şeytanlar. Şüphe yok ki, süflî ve âdî nev'iden olan duygu ve arzular, in­sanın fizikî varlığı için şarttır. Fakat bunlar, çığrından çıkıp, kont­rol edilemez bir hale gelirse, insanın iyi ve yüce bir hayata doğru yönelmesine ve yükselmesine engel olur. İnsanın bu cins dsygu ve arzularını kontrol etmesi gereklidir. Eğer bunu yapmakta başarıya ulaşırsa, ne bu fizikî arzular, ne de onu tahrik eden şeytan insa­na zarar verebilir. Bilâkis manevî cephesinin emrine girer ve onun yükselmesine hizmet eder. İnsan için bir imtihan ve deneme yeri olar bu dünya'da insanı iyiliğe yöneltmek için melek yaratılması nasıl lüzumlu ise, fizikî varlığı için de onun süflî ve âdî arzularını kamçılayan kuvvet, kontrol altına alınmak şartı ile zararsız, hattâ faydalı olabilir. Şeytanların yaratılmasında bundan başka daha bir çok ilâhî hikmetler olduğu muhakkaktır.

Nitekim Müslim'in tbn-i Mes'ud (r.a.) dan rivayetine göre Pey­gamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur :    (Meali)

«İnsanlardan hiç bir fert yoktur ki, onun cinden bir şeytanı olmasın!»

Bunun üzerine sormuşlar : «Ya Resûlallah! Bu senin hakkında da böyle midir?»

Peygamberimiz cevaben : «Evet, böyledir. Şu kadar ki ben, Al­lah'ın bana oian yardımı ile, onu yola getirdim, itaatim altına al­dım, onu müslüman yaptım ve böylece şerrinden, bana kötülük tel­kin etmesinden kurtuldum. Şimdi o, bana hayırdan başka bir şey telkin edemez.» buyurmuştur.

Gerçekte şeytan, önce insana itaati kabul etmez. Onun arzu ve niyeti, insanoğlunu par,lak sözlerle ve yalanla adî ve süflî arzu­larını uyandırarak onu yanlış yola sevketmektir.

İnsan, ruhî gelişmesinin ilk devresinde şeytanın içinde uyan­dırdığı, süflî ve kötü arzulan susturmak için onunla savaşmak zorandadır. Fakat insan bu mücadelede azmederse, ilâhî vahiy saye­sinde sonunda şeytanı yenecektir. însan bu devreyi atlatıp aymak­ta başarılı olursa, artık yükselir, süfli1 arzular dizginlenir ve şey­tan ona zarar veremez hale gelir. Ona iyilikten başka şeyler telkin edemez. Nitekim Hak Teâlâ; «Benden size bir hidâyet rehberi ge­lecektir. Kim ona uyar, yolundan giderse, onlar için artık korku yoktur, onlar mahzuii da olmazlar...»  [44][45] Duyurulmuştur.[45][46]

 

6- Cin Ve Şeytanların Varlığını Akıl İnkâr Edebilir Mî?

 

Saf ateşten yaratılan ve insan gözüyle görülemiyen cinler ile, aynı cinsten olduğu Kur'an âyetleriyle haber verilen şeyt^n'm nû-rânî gizli varlıklar olduğu şer'an sabittir. Bu hususta, daha ı'mce yeri geldikçe zikrettiğimiz birçok âyetler ve Kur'an-ı Kerîm'de «Cin Sûresi» adiyle anılan müstakil bir sûre vardır. Bu sûre, Kur'an-ı Kerîm'in 72. sûresi olup, 28 âyettir. Cinlerin varlığını ve kendisinin onlara da peygamber olarak gönderildiğini Hz. Pey­gamber' (s.a.v.) haber vermiştir. O halde bizlerin müslüman ola­rak muhkem âyetler ve sahih hadislerle, yani Kur'an ve Sünnet gibi iki şer'î delille var olduğu bildirilen cin ve şeytan'ın, Yüce Al­lah'ın görülmeyen gizli yaratıkları olduğuna inanmamız gerekir.

Şer'an sabit olan meleklerin varlığım inkâr edemiyen insan aklı, daha önce zikrettiğimiz aynı sebepten, varlığı şer'an yani dînen sabit olan cin ve şeytanı da inkâr edemez. Çünkü bu husus, ak-len muhal değildir. Cinlerin de, cismanî bir bünyesi olabilir. Fakat, bizim her bünyeyi görmemiz zarurî olmadığı gibi, gördüğümüz ci­simlerin de her cüz'ünü göremediğimiz bilinen bir gerçektir. O hal­de, gözlerimizin önünde, bir bünyeye sahip bir çok varlıklar oldu­ğu halde, biz onları görmeyebiliriz. Nitekim mikroplar var olduğu halde, onları gözle göremeyiz. Bu bakımdan, hava içinde hiç his­setmediğimiz dalgalar ve ışınlar bulunduğu gibi, âletle dahi hisse-demiyeceğimiz gizli varlıklar bulunabilir. Esasen, bütün cismânî ve fizikî kâinatta, nişlerimizden gizli ve görme gücüne sahip ol­madığımız ruhanî varlıkların bulunduğunu inkâr etmek doğru ol­maz. Her türlü varlığı yaratmağa kaadir olan Yüce Allah'ın yara­tıklarının, yalnız gözle veya âletle görüp bildiğimiz şeylerden iba­ret olduğunu sanmak, büyük gaflet olur. Bu ise, Yüce Allah'ın ilâ­hî kudretini ve kâinatın azametini bilmemekten başka bir şey ol­maz.[46][47]

 



 



[1][2] İslâm Ansiklopedisi : C. 77, s. 661. Bu konuda fazla bilgi için bak Manzur, Lisan el-Arab : C. XII, s. 386-387. Et-Râğıb : El-Müfredâl : Muhammed Hamzi Yazır : Hak Dîni Kur'an Dili : C. s.  302-301

[2][3] îsrâ :   40; Saffât :    150;  Zuhrırf :  9;  Fâtır :1; Enbiyâ:    26.

[3][4] Tahrim :   6 ve Enbiyâ :   26

[4][5] Sâd : 76.

[5][6] Sahih-i Müslim C. VII, s. 226, İstanbul  1333 H. Ibıvi . 490.

[6][7] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 401-403.

[7][8] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 403.

[8][9] îmân esaslarını toplayan cÂmentü...» de olduğu gibi.

[9][10] Bakara : 335.  

[10][11] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 403-404.

[11][12] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 404-405.

[12][13] Enfâl :  9; Âl-i İmrân :  123. 12-1. 125.

[13][14] Âl-i İmrân:  126;  Enfâl:  10,  12

[14][15] Bakara:  210;   En'âm ;  158;   Nah! : 33,   Furkân :-26.56;   Enfâl:  50: Mu-hammed :   27

[15][16] Şûarâ :  5;  Necm : 28.

[16][17] Ârâf : 156

[17][18] Mü'min : 7, 9;   Ahzab :  43.

[18][19] İr.fitâr : 10;   En'âm :  01.

[19][20] İnfitâr : 11, 12; Râd : İÜ, 11.

[20][21] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 405-407.

[21][22] s. 661-664.

Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 407.

[22][23] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 408.

[23][24] Bu manâ lâfız bakımındandır.  Gerçekte  ise, cinlerin  meleklerle  mahiyet   ve vazife bakımından alâkası yoktur.  Bu husus, ileriki bahislerde daha çok an­laşılacaktır

[24][25] tbn-i Manzur :   Lisanu'1-Arab :   C.  İS, s. 248 ve devamı.

El-Râgıp :   El-Müfredat :   C. I, s. 79-80, M. Hamdi Yazır :   Hak Dini Kuran Dili : C. I. s. 238-239 C. in, s. 2029-2031 ve C. VII, s. 5382-5383.

Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 408-409.

[25][26] Bakara :  14; îsrâ :  27 ve Mülk :   Ç7. Ayetlerin tefsirlerine bakınız

[26][27] Bakara :   34;   Kehf :   50

[27][28] Lisânu'l - Arab :  c. 17, s. 104  ve devamı. E! Müfredat :  s.  213   Hak  Dini Kur"ân Dili :C. I, s. 238-239.

Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 409-410.

[28][29] KehC : 50 ve Bakara 34. Bu âyetten, tblia'ın de melek olduğunu zannedenler olmuşsa da. bu yanlıştır. Çünkü; âyette geçen (İllâ). (İstisna münkatı') dır. îbtis melek cinsinden değildir. Belki o, bir çok âyetlerin bildirdiğine göre saf ateşten yaratılan bir cindir. Eğer melek olsaydı, diğer rmlekler gibi Rabbintn emrine uyar ve Âdem'e (a.s.)  secde ederdi.

[29][30] A'râf :  12-13

[30][31] Rahman : 15.

[31][32] Veya babası İblis.İ.

[32][33] Hicr:  27

[33][34] Bkz :  Meleklerin mahiyeti ve Evsafı

[34][35] Şuarâ :  210-212.

[35][36] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 410-412.

[36][37] Ahkâf :  29.

[37][38] Cin :  1-2. Cinler hakkında   fazla   bilgi   için   bu  sûrenin   1-19.   âyetlerinin   tef sirlerine bakınız

Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 412.

[38][39] Bakara: 168; Mâide ; 91; Kehf : 50; Nahl : 98-100; Fâtır ; 6; Yasin: 60 - 61'de -Ey Adem oğulları! Ben size Şeytan'a tapmayın, o sizin için apaçık düşmandır.   Bana kulluk   edin.  İşte dosdoğru yol  budur- diye   emretmedimmi?» buyuruluyor.

[39][40] Abdulkâdir înan :  Şamanizm   Kalıntıları..   (Türk   Tarih  Kurumu    yayınların­dan).

[40][41] Şuarâ :  192-195.

[41][42] Aynı süre ;  210-212

[42][43] El-Cin: 26 -27; Es - Sâffât : 6 10;  El - Hicr : 16-18

[43][44] Hak Dini Kur'an Dili C. 7. s. 5381-5417

Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 412-414.

[44][45] Bakara :   38 Meâii.

[45][46] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 414-416.

[46][47] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 416.

 

 

 

 

Meleklere İman 2

 

1 - Meleklerin Mahiyeti Ve Vasıfları :

 

«Melek» kelimesi, yetkili dilcilere göre Arapça bir kelime olup, «elûk» veya «elûke» kökünden gelir. Elûk; götüren, elûke de: haber götüren manasınadır.

«ELK» aslında «elçilik» demektir. Müfredi (tekili), «mefal» vezninde «melek» ise de, bilâhare hemze (') «lâm» dan sonraya alı­narak «mel'ek» olmuş, daha sonra hemze de düşerek kelime «me­lek» haline gelmiştir. Bu gibi değişikliklere Arapçada çok rastla­nır.

Haber götüren elçi mânâsına gelen «melek» in çoğulu «melâike» dir.

Ibn-i Hayyan ve Râğıb gibi dilciler, melek kelimesinin, «kuv­vet ve iktidar» mânâsına gelen «melk», yahut «milk» kelimesinden geldiği kanaatındadırlar.

İngiliz müsteşriklerinden Papaz D. B. Mac  Donald, bu kelimenin İbrânice'den Arapça'ya geçmiş olabileceği fikrine kapılmışsa da, bilâhare, yapılan incelemeler sonunda îbrânice'nin çok eski ki­tabelerinde böyle bir fiilin izine rastlanmadığını itiraf etmiştir.[1][2] 

Meleklerin cins ve mahiyeti hakkında çeşitli görüşler varsa da, meşhur olan; meleklerin ruhanî, nûrânî ve lâtif birer varlık olduk­larıdır. Kur'an-ı Kerîm'in birçok âyetlerinde meleklerin, diğer var­lıklar gibi, müstakil olarak yaratılan, fakat maddî varlıklara mah­sus olan yemek, içmek, uyumak, evlenmek gibi hallerden uzak ve müstağni, erkeklik ve dişilikle muttasıf bulunmayan nuranî ve lâ­tif varlıklar olduğu, kendilerine verilen en büyük işleri îfâya, en kısa 'Zamancta en uzak mesafeleri kat'etmeye, diledikleri şekil ve surette görünmeye muktedir, Hak Teâlâ'nın mükerrem kullan ol­dukları beyan olunmuştur  [2][3] Bu bakımdan melekler, îtibârî birer yarlık olmayıp, Yüce Allah'a asla isyan etmeyen, O'nun emirlerini usanmadan yapan ve.harfiyyen yerine getiren, nûrânî, masum ve şerefli kullandır. Nitekim Hak Teâlâ melekleri için : [3][4] ve  Onlar, Allah'ın emirlerine isyan edip karşı  gelmezler emrolundııkları şeyleri (aynen) yaparlar.» buyurmuştur.

Kur'an-ı Kerîm'de insanların topraktan, cinlerin ve şeytanın ateşten yaratıldıkları beyân olunmakta ise de,   [4][5] Meleklerin han­gi maddeden yaratıldıkları açık bir dille bildirilmemiştir. Ancak Hz. Âişe Radıyallahu Anhâdan nakledilen bir hadise göre; Peygam­berimiz; cinlerin nârdan (ateşten), meleklerin de nurdan (ışıktan) yaratıldıklarını bildirmiştir  [5][6] Bu hadis, meleklerin maddî ol­mayan rûhânî ve nûrânî lâtif yaratıklar olduğunu, meleklerle cin­lerin iki ayn asıldan gelen iki ayrı varlıklar olduklarını gösterir.

Kur'an'da, meleklerin kanatları olduğundan da bahsedilmiştir.

Halbuki kanat, maddî bir. sıfattır. Fakat buna dayanarak, manevî varlıklar olan melekleri kuş gibi kanatlı, maddî bir varlık olarak tasavvur etmek, yanılş bir anlayış olur. Çünkü Kur'an'da bahse­dilen melek kanadı, kuş kanadı gibi maddî bir kanat olmayıp, vazi­felerini en sür'atli bir şekilde görmelerine delâlet eden manevî bir kanat, bir kuvvet sembolüdür,

Bu söz, temsilî ve mecazî bir ifadedir. Nitekim maddî ve ma­nevî ilimlere sahib olan bir kimseye de, mecazen «Zü'l - cenâheyn» yani iki kanat sahibi, denir.[6][7]

 

2- Melekler Görülebilir mi?

 

Melekler, nurdan yaratılan, rûhânî ve manevî lâtif varlıklar oldukları için, kendilerine mahsus olan mahiyetleri, insan gözüne görünmelerine engel teşkil etmektedir. Çünkü insan sözü, —genel olarak— melekler gibi nûrânî, îâtif varlıkları görebilecek şekilde yaratılmamıştır. Ancak, Cenab-ı Hak, Peygamberlerine bu kuvveti verdiğinden,- yalnız onlar melekleri hakîkî hüviyetleriyle görebilir­ler. [7][8]

 

3- Meleklere İmân :

 

tslâmda îmân esaslarından biri de, Yüce Allah'ın melekleri ol­duğuna inanmaktır. Meleklere îmân, Islâmda inanç esasları arasın­da mühim bir yer işgal eder. Çünkü melekler, vahiy ve Peygam­berliği, görülmeyen ilâhî âlemden, "görülen insanlık âlemine nakle­den Allah elçileri, bu âlemin nizâmını sağlayan ilâhî vasıtalar ve insanlara iyiliği ilham eden nûrânî varlıklardır. O halde vahye ve Peygamberliğe inanmak, ancak meleklere inanmakla olur. Yani Pey­gamberlere inanmadan önce, onlara peygamberliği getiren meleğin varlığına inanmak lâzımdır. Bu bakımdan meleğe îmân, peygamber­liğe îmân demektir. Meleği inkâr ise, Peygamberliği inkâr mânâsı-nı ifade eder. İşte bu sebepledir ki meleklere îmân, îmân esasları arasında Allah'a îmândan sonra yer almıştır  [8][9] Nitekim Kur'anU Kerîm'de Yüce Allah'a îmândan sonra Meleklerine, daha sonra da, Kitaplarına ve Peygamberlerine îmân etmek zikredilmiştir [9][10] Esa­sen, diğer îmân esaslarına inanmak, herseyden önce Allah'a, sonra O'nun gibi görünmeyen Meleklerine   inanmakla kaabildir.   Bu   Peygamber, Rabbi tarafından inzal  olunana  (Kur'an'a  di,   mü'minler    de   inandılar.   Herbirt  Allah'a,    Meleklerine,    Kitaplarına Peygamberlerine  inandılar.»

inan- hetten de ruhanî lâtif varlıklar olan Meleklere îmân, maddî ve ma­nevî varlıkların yaratıcısı bulunan Hak Teâlâ'ya îmândan sonra zikredilmiştir. [10][11]

 

4 - Meleklerin Naklen Sübûtlî Ve Aklen Cevazı :

 

Görünmeyen ve göremediğimiz bu varlıkların mevcudiyetini Kur'an-ı Kerîm bize haber veriyor. Peygamberimiz, melekleri biz­zat görmüş ve var olduklarını bildirmiştir. Allah'ın Kelâmı olan Kur'an'm her verdiği haber hak ve gerçeğin ifadesidir. Peygam­berler ise, doğrulukla muttasıfdırlar ve asla yalan söylemezler. O halde bizler müslüman olarak Kur'an ve Hadisle sabit olan, bütün geçmiş Peygamberlerin ve Semavî Dinlerin, varlığında ittifak ettik-ieri meleklere inanmakla mükellefiz. Bu sebeble, şer'an sabit olan melekleri inkâr etmek küfrü icabettirir. Bu hususta vârid olan muh­kem âyetleri te'vile kalkışmak asla caiz değildir.

Şer'an sabit olan meleklerin varlığını insan aklı da inkâr et­mez. Gerçi akıl, meleklerin ne varlığını, ne de yokluğunu kesin de­lillerle ispat edebilir.   Fakat akıl, bu gibi   görülmeyen   varlıkların muhal olmadığına, bilâkis vücudu caiz olan şeylerden olduğuna de­lâlet eder. Çünkü; melekleri inkâr için, aklî veya ilmî hiçbir delil ortaya konamaz. Aksi halde, gözümüzle göremediğimiz ve bugünkü müsbet ilmin ve felsefenin mahiyetini bilemediği ruhumuzun ve ak­lımızın da varlığım inkâr etmemiz gerekir. Fakat göremiyoruz veya mahiyetini bilemiyoruz diye, ne ruhu, ne de akh İnkâr edebiliriz. O halde, ruh gibi maddî olmayan ve «Mücerredât» denilen mânevi varlıklara inanmaya mecburuz. Bu gibi varlıklar, müşahede ve tec­rübeye (gözlem ve deneye) dayanan müsbet ilmin sınırı'dışında ka­lan, fizik ötesi, manevî yaratıklardır. Nitekim,  Sokrafc ve Eflâtun gibi ilahiyatla uğraşan eski filozoflar, fizik ötesi ruhanî varlıkların mevcudiyetine, inanmışlar ve onlara «Misâller  âlemi,  Ervâh-ı   Ul-viyye, Ukûl-i  Âliye, Nüfûs-i Mücerrede» gibi isimler  vermişlerdir. Bugünkü müsbet ilimle uğraşan bilginlerin çoğu, fizik Ötesi birta­kım kuvvetlerin bu maddî âlemde görülen bazı hâdiselerin meyda­na gelmesine sebeb olduğunu kabul etmektedir. Bütün bunlar, me­leklerin mevcudiyetini akim caiz gördüğüne delâlet eder.

Hülâsa, melekler de ruhumuz gibi vardır. Gerçi biz onları gö­remiyoruz. Fakat Peygamberler görmüşler ve büyük bir melek olan Cebrail'in  elçiliğiyle Allah'ın vahyine  mazhar   olmuşlardır.    Onlar,melekler vasıtasiyle Allah'ın emir ve yasaklarını telâkki ederek, beşeriyyeti hidâyete sevketmişlerdir. Nitekim mukaddes Kitabımız Kur'an-ı Kerîm de Sevgili Peygamberimize aynı şekilde indirilmiş ve bize meleklerin varlığını haber vermiştir. Onun içindir ki, biz müslümanlar, Kur'an-ı Kerîm'in ve Peygamberimizin haber verdiği ve uklımızın da varlığını kabul ettiği meleklere inanırız. Çünkü me­lekleri inkâr. Mukaddes Kitapları ve Peygamberleri de inkâr etme­yi gerektirir. [11][12]

 

5 - - Meleklerin Vazifeleri :

 

Kur*an-i Kerîm'in birçok âyetlerinde meleklerden bahsedilmiş çeşitli vazifeleri ve gördükleri işlere göre aldıkları isimler beyan olunmuştur. Kur'an'a göre melekler, üç büyük gurupta toplanmak­tadır :

A) fiîîİîyyûn, Mukarrebun» diye anılan meleklerdir ki, bunlar dâima Hak Teâlâ'yı tenzih ve tehlil ile, O'na ibadet etmekle meş­guldürler. Dâima Allah mahabbetiyle istiğrak halindedirler.

B) «Müdebbirât» adıyla anılan melekler olup, bu kâinatın ni­zam ve  intizâmında ilâhî irâdenin icrasına vasıtalık ederler.  Yani hiîkatin devamını ve tekâmülünü temin ederler.

C) İnsanın ruhî hâli ve tekâmülü ile vazifeli olan meleklerdir.

Bu  melekleri ve  vazifelerini şu beş  gurupta  toplamak   müm­kündür :

1- Bunların   başında,   meleklerin  en   büyüklerinden    Cebrail gelir ki, vazifesi çok mühimdir. Bu vazife, insanları hidâyete şev-keden ve onları her iki dünyada da saadet ve selâmete ulaştıran ilâhî vahyi, Peygamberlere tebliğ etmektir. İlâhî emâneti Peygam­berimize ve daha evvelki Peygamberlere ulaştıran bu meleğe «Va­hiy Meleği», «Ruhu'l-Enıîn» ve «Kuhu'l - Kudüs» isimleri verilmiş-

2- Bu guruptaki meleklerin ikinci vazifesi de, Allah'ın Pey­gamberlerine ve kuvvetli îmân sahibi   sâlih kullarına   kuvvet ver­mek, sıkıntılı ve üzüntülü anlarında onları teselli etmek ve mane­viyatlarını  yüks e itmektir.  Nitekim   Kur'anda mü'minlere,    düşman­larına karşı yardım için melekler gönderildiği birçok âyetlerde zikredilmiştir  [12][13] Bu yardımın, manevî bir yardım, kalbe itmi'nan ve müjde için olduğu yine Kur'an'da beyân olunmuştur. [13][14]

3- İnsanların her   türlü   halleriyle   ilgili meleklerin   üçüncü vazifesi ise, Allah'a inanmayan kötü ruhlu insanlara verilen  ilâhî cezayı ifâ etmektir. [14][15]

4- Meleklerin dördüncü vazifeleri de, yeryüzündeki insanla­rın hidayetleri için duada ve onlara şefaatte bulunmaktır  [15][16] Bu dua ve şefaat,  «Rahmeti her şeyi kuşatan ve kaplayan Allah'ın» [16][17]  iradesiyle bütün insanlar için  ise de,  meleklerin yalnız mü'-minlere mahsus olan duaları  daha kuvvetlidir [17][18] Peyamberler için olan dualar ise, onları takdis etmek ve risâlet vazifelerine yar­dımcı olmaktır. 

5- Meleklerin diğer bir vazifesi de, insanlara iyi ve hayırlı şeyleri telkin etmek suretiyle onların doğru yola girmelerini ve ru­hen yükselmelerini sağlamak, böylece onları iyi ve asil bir hayata yöneltmek, saadet ve selâmete erdirmektir. Yukarıda beyan olun­duğu gibi, meleklerin kâfirler için bile şefaat edip dua  etmeleri, onları ruhî yükselme yoluna sevketmek içindir. Mü'minleri hakka, gerçeğe ve aydınlığa- çıkarmaları ve Peygamberlere   selât-ü selâm getirmeleri ise, onların ruhî yükselme dâvalarını ilerletmektir.

Meleklerden bir kısmının da özel vazifeleri vardır. Meselâ «Ha-faza»  [18][19] denilen melekler vardır ki, her insana bunlardan iki melek verilmiştir. Bunlar, insanın her türlü iyi ve kötü hareketle­rini yazarlar. Kur'an'da bu meleklere «Kirâmen Kâtibin» (Şerefli, ulu yazıcılar) adı verilmektedir  [19][20] Melekler mânevi ve ruhanî lâ­tif varlıklar oldukları için, şüphesiz onların yazmaları, insanın yaz­ması gibi değildir. Sonra bu kayıt işi bir ihtiyaçtan doğma olma yıp, insan oğlunu, işlerinde dikkat ve itinâya sevketmeyi hedef alan bir takım ilâhî hikmetlere müsteniddir.

Bir de «MOnker ve Nekir» ismi verilen melekler vardır ki bun­lar, insana, öldükten sonra soru sormaya memurdurlar.

Bunlardan başka, AzrMadıyla anılan, ruhları kabzetvncye me­mur melek, Mikâil ismiyle bilinen, nzıklan sahihlerine ulaştırma ve yağmur yağdırmak, rüzgâr estirmek gibi tabiî hadiseleri yönet­mekle vazifeli melek ve kıyameti ilân eden Sûr'u üflemekîe v  oteli forâfîl adlı melek vardır ki, bu üç m°lek, Cebrail Aleyhisselâm, me­leklerin en büyükleri ve onların resulleridir. [20][21]

 

6- Melekler İnsanlardan Efbal Mıdır?

 

Meleklere îmân farz olduğu gibi, onları ta'zim ve tebcil etmek de her mü'mine farzdır.

Peygamberler, meleklerin resulü olan dört büyük melek dahil, bütün meleklerden efdâl yani daha faziletli ise de, bu dört melek bütün insanlardan efdâîdir. Bu husus «lemâ-i Ümmet» ile sabittir.

Takva sahibi insanlar da, diğer meleklerden daha faziletli ve üstündürler. Çünkü melekler, yaradılış bakımından günâh işlemez­ler, Allah'a itaat ve ibadet onlar için tabiî ve fitrî bir iştir. Onları bu işten menedecek ne nefisleri vardır, ne de haricî bir tesire mâ­ruzdurlar. Halbuki insan akıl ve nefis sahibi olup, her türlü menfi tesirler altındadır. Buna rağmen bu menfi ve kötü engelleri aşar ve Yüce Allah'a inanarak, salih amel işlerse, elbet meleklerden daha faziletli ve daha üstün derecede bir varlık olur. [21][22]

 

Görülmeyen Yaratıklardan Cin Ve Şeytan

 

Nûrânî ve ruhanî lâtif varlıklar olan meleklerden başka, Al-lahu Teâlâ'nın yaratmış olduğu gözle görülmeyen bir kısım gizli mahlûkları (yaratıkları) vardır ki, onlara (cin) adı verilir. Şeytan da cin tâifesindendir.[22][23]

 

Cin Ve Şeytan Kelimelerinin Lügat Ve Istılah Manâları :

 

«Cin» ismi, (cenne) kelimesinden gelir. Cemre; örttü, gizledi, gölgeledi, sakladı ve korudu demektir. Kelimenin aslı, bir şeyi his­ten gizlemek mânâsını ifade eder. Arap dilcileri, kelimenin kökünde ve aslında müttefiktirler. Meselâ : Cenne; bahçenin ağaçları top­rağı Örttüğü ve gizlediği için, «bahçe» mânâsına da gelir. Nitekim toprağı örtülmüş bağ, bostan ve bahçe'ye, aynı kökten gelen (cen­net) adı verilir. Cünne, kalkan ve siper mânâsında, (cenin) ana rah­minde saklı kalan çocuk, (cenan) göğüs içinde bulunan kalb, (cu-nün) nefis ile akıl arasında perde olan «delilik» mânâsına gelir. Bu kelimelerin hepsinde histen gizleme mânâsı vardır. Bu esasa göre cin, gizli mahlûklar cinsine delâlet eden bir «ism-i cins» tir. Müf-redi «Cinnî» dir.

«Dilciler» den Râğıb-i tsfehâm'nin El - Müfredat'mda bildirildi­ğine göre, gizli kuvvetler mânâsına gelen (cinn), iki türlü kulla­nılır :

1- Cin (ins) kelimesi karşılığında kullanılan ve histen, in­san gözünden gizli olan bütün ruhanî varlıklardır. Bu, cinn keli­mesinin genel mânâsıdır. Bu mânâda meleklere ve şeytana da cin

denilebilir. Çünkü melek de, şeytan da gözle görülmeyen gizü var­lıklardır [23][24]

2- (Cinn), ruhanî varlıkların hepsinin değil, bir kısmının adıdır. Çünkü ruhanî varlıklar üç kısımdır :

Birinci kısım ruhanîler, Yüce Allah'a itaat ve ibâdet eden nje-lekler'dir ki, bunlar yanlış is yapmazlar ve insanı aldatmazlar.

İkinci kısmı teşkil eden, şerir ve isyankâr olan Şeytanlar'dır.

Bunlar insanı aldatırlar; şer ve kötülük için çalışırlar.

Üçüncü nevi ruhanîler ise, ikisi ortası olan gizli yaratıklardır. Bunların hayırlısı ve Allah'a itaat edeni olduğu gibi, şerlisi ve Al­lah'a isyan edeni de vardır. Özel manâsıyla Cin, bunlara denir. Cin deyince, bu iki sınıfı da (yani mü'min ve kâfiri de) olan ruhanî yaratıklar olduğunu anlamak, en doğru ve meşhur olandır.

«Cinn Sûresi»nde etraflı olarak bahsedilen cinler, Rahman sû­resi âyet 15, 33 de geçen (Cinn) ve (Cânn) bunlardır. Cinn'in, müf-redi, «Cinnî», çoğulu ise «Cinne» gelir. Nitekim, «En-Nâs sûresi» nin 6. âyetinde «... Min-el Cinneti ve'n-Nâs» buyuruimuştur.  [24][25]

 

Şeytan Kelimesi İse :

 

Dilcilere göre; azınlıkta, şer ve kötülükte emsalsiz olan şerir ve anut (inatçı) mânâsına gelen, her mütemerrit'e (azgına) veri­len bir isimdir. Bu bir «cins isim» dir. Şeytan kelimesinden daha çok (cin) cinsinden olan «Cin Şeytanı» anlaşılırsa da, kötü ruhlu insanlara da bu ad verilir. Hatta kötü hayvanlara da... Meselâ arap dilcileri, yılan'a «Hayye» dedikleri gibi, «Şeyâtınu'l Arap = Arap şeytanları» da derler. Bu esasa göre, «Şeytan» kelimesi, kötü ruh­la alâkası olan, görülen veya görülmeyen her kötü ve haktan uzak şeylere verilen bir isimdir. Cin şeytanı denildiği gibi, insan şeyta­nı, hayvan şeytanı da denir. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de, «Şeyâtın-ı ins* ve  «Şeyâtın-ı cin»  tâbirleri  [25][26] insan ve hayvan görülür, fakat, ruhta gizli ol&ri kötülük ve habaset görünmez. O, eserleri ile anlaşılır.

O halde, insan şeytanında da şeytanlık, gizli, bir haldir. Bu se­beple şeytan isminden, genel olarak, gizli, kötü bir kuvvet, kötü ve habis bir ruh anlaşılır. însan şeytanı, şeytanlıkta adolan cin şeytanına tâbidir. Ona bağlıdır.

Ehl-i Sünnet'e göre şeytan ismin'den maddî kötü kuvvetler de anlaşılır ise de, bilhassa görülmeyen bu gibi kötü ve haktan uzak­laşan gizli ruhlara delâlet eden bir «Cins ismi» dir. Yaratılışta her cins bir «Ferd-i Evvel», yani ilk fert ile başladığından, «şeytan» denilince bu cinsin ilk ferdi olan ve babası sayıîan ilk şeytan, yani «iblis» akla gelir ve ona has (özel) bir isim gibi olur. Ruhlar âle­minde iken, Allah'a isyan ederek ve tekebbür göstererek, insan ır­kının ilk ferdi Âdsm Aleyhi^eîâm'a (tazim gayesiyle) secde etme­yen (İblis) ilk şeytandır. [26][27]

Dilci imamlara göre (Şeytan) kelimesi uzaklık mânâsına ge­len (Satana =maddesinden, veya ihtirak (yanmak), yahut butlan mânâsına gelen (Şeyata = (ûa~i)    ) dan gelir. Birincisine  göre  «Fi'lân»   vezninde,  haktan uzak   olan, ikincisine   göre ise, «Fu'lân» vezninde yanmış ve bâtıl demektir [27][28]

 

2  Cin Ve Şeytanın Mahiyeti Ve  Vasıfları :

 

Kur'an-ı Kerîm'de bildirildiğine göre Cin ve Şeytan, aynı cins­ten olan ve görülmeyen yaratıklardır. Çünkü şeytan cinsinin ilk ferdi olan «İblis» in, ein'den olduğu şöylece tasrih edilmiştir. [28][29]

«Kani biz Meleklere, «Adem'e secde edim» demiştik de, îblîs-ten başkası hemen secde etmişti. O ein'den idi. Rabbinin enrâne karşı gelmişti.»

Hak Teâlâ Iblis'e : «Sana emrettiğim halde, secde etmene mâni olan "ne var, niçin secde etmiyorsun?» diye sorduğu zaman dedi ki :

«Ben ondan hayırlıyım, (Âdem'den üstünüm). Beni ateşten ya­rattın, Onu ise çamurdan...» [29][30]

Cinler ve cin cinsinden olan şeytan; saf ateşten, yani duman­sız ateş alevinden yaratılan nurânî lâtif varlıklardır. Bu konuda Kur'an-ı Kerîm'de :

«Cinni de faha, saf bir ateşten yarattı.» [30][31]

«Cinleri  [31][32] de daha önce alevli (dumansız) ateşten yarat­tık.»  [32][33] Duyurulmuştur.

Cinler de, melekler çibi -örülmeyen gizü varlıklar olup, çe­şitli şekil ve surete girmeye ve zor işleri yapmaya muktedir, fakat cins ve mahiyet bakımından meleklerden ayrı yaratıklardır. Daha önce zikrettiğimiz Hz. Âise (r.a.)'nin naklettiği hadis, bu hususu açıkça göstermektedir. [33][34]

Eski Hukemâ ve Mütefekkirler, cinlere «Ervâh-ı Süfliyye (Süf­li kötü ruhlar), Ervah-. Arziyye» adını vermişlerdir. Cinler arasın­la da insanlar gibi evlenme vardır. Onlar da,  Yüce Allah,  anan Dansı- ve ibâdetle mükelleftirler. Bazıları isyankâr olup kâfirdir. Diğer bir kısmı da itaatli mü'mindir. Allah'ın Yüce kudreti karşısında hiç bîrirân kudret vo hükmü olmayıp, O'nun âciz ve sorumlu yara­tıklarıdır. Allah'ın izni ve hükmü Gİmadikça, hiç bir kimseye ne iyilik, ne de kötülük yapabilirler. Cinler, Allah'ın peygamberlerine bildirdiği ilâhi vahyinden haberdar olamazlar, gaybı bilemezler [34][35] Çünkü Allahu Teâlâ gizli âleminden kimseyi haberdar etmemiştir. Ancak, seçtiği ve dilediği peygamberlerine insanlara tebliğ etmek üzere emirlerini bildirmiştir.[35][36]

 

3 -  Hz. Peygamber Cinlerin De Peygamberîdîr '.

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), Hâtemü'l - Enbiyâ (Peygamberlerin Sonuncusu) ve en büyüğü olduğu için, bütün in­sanlığa gönderildiği gibi, cinlere de peygamber olarak gönderilmiş­tir, O, ins vs cinn'in peygamberidir. Cinlerden bir taifenin Peygam­berimizi Kur'an okurken dinleyerek îmân ettikleri, dinledikleri ilâ­hî hükümleri diğer cinlere bildirdikleri ve onları İslâm'a davet et­tikleri «Cin Sûresi»nde, ayrıca «Ahkâf Sûresi»nde beyan edilmiş­tir. [36][37]

Cin sûresinde şöyîe buyurulmuştur :

(Ey Muhammedi) De ki : «Cinlerden bîr zümrenin Kur'an okurken dinlediği bana vahyolundu. Onlar (Kur'an)ı dinlemişler de (şöyle) demişler : «Biz gerçekten hayranlık veren bir Kur'an din­ledik ki O, Ilakk'a ve doğruya götürüyor, biz de O'na îmân ettik. Rabbimize (artık) hiçbir şeyi ortak koşmayacağız...» [37][38]

 

4 -  Cinler İlâhi Sırlara Vâkıf Mıdır?

 

İnsanları aldatarak dalâlete, küfre ve inkâra sevketmeye, bâ­tıl ve sapık inançlara yöneltmeye ve onların ahlâkını ifsada çalı­şan şeytan, Rabbine isyan eden cin tâifesindendir. Şeytan insanın açık bir düşmanıdır. Bu hususta bir çok âyetler vardır [38][39] Müş­rikler eskiden, İlâhî sırlara vâkıf olduklarını zannettikleri ve bu sebeple korktukları cinleri ulûhiyet derecesine çıkararak, onları ilâhlaştırırlardı. Dev, peri, şeytan, cin ve melek adıyla andıkları, hayra ve şerre kaadir zannettikleri, esrarengiz ruhanî yaratıktan iîâh kabul ederek, onlara ibâdet ederlerdi. Her birine çeşitli tılsım­lar, sihirler yapan Sâbiîler, Süryânîler, Yunanlılar, Romalılar, Ca-hiliye Arapları, İslâm'dan önceki Şanıanist Türkler [39][40] ve diğer müşrikler, bütün bu görülmeyen gizli ruhanî varlıkları ilâhlaştıra-rak,  onları Allah'a ortak koşar,   O'na oğullar ve kızlar  uydurur-Kur'an-ı Kerîm'de çok yerde ve özellikle Cin Sûresinde bildi­rildiğine göre, cinler ve şeytanlar, ilâhî sırlar ve vahy hakkında bilgi sahibi değildirler. Bu husus kesinlikle reddedilmiştir. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'in Peygamberimize İnzalinden söz edilirken şöyle buyurulmuştur :

«...Kur'an muhakkak ki, Âlemlerin Rabbi Canibinden indiril­medir. O'nu, Ruhu'l - Emin» inzâr edicilerden olasın diye, senin kal­bine mânâsı açık Arapça bir dil île indirmiştir...» [40][41]  Aynı sûre nin sonlarında ise :

«..O'nu (Kur'an-ı) asla şeytanlar indirmedi. Bu onlara ya­raşmaz, esasen buna güçleri yetmez. Şüphesiz onlar, (vahyi) işit­mekten uzaklaştırılmışlardır...»  [41][42] buyuruluyor.

Bu âyetlerden, şeytanların ve cinlerin vahye ve ilâhî sırlara asla vâkıf olmadıkları, buna güçleri yetmediği, vahyi Peygamber­lere bizzat Hak Teâlâ'nm gönderdiği ve Cibril'i Emîn tarafından kalplerine ilkâ olunduğu kesin olarak anlaşılmaktadır. Bu ve daha bir çok âyetlerden  [42][43] anlaşıldığına göre, halk arasında zanne­dildiği gibi, şeytanlar ne göklere yükselirler, ne de ilâhî sırlan öğ­renerek yer yüzüne inerler. Bu, onların ne vazifesidir, ne de buna güçleri yeter. Halk arasındaki bu düşünceler mesnetsiz olup, ef­sâneden başka bir şey değildir.

Ancak, şu husus da bir gerçektir ki; Cinler ve Şeytan, saf ateşten yaratılan nûrânî varlıklar olarak, vahyi ve ilâhî sırları öğ­renmek gücünde olmamakla beraber, insanların görmediği ve bil­mediği bir çok manevî ve adî hâdiseleri görür ve bilirler. Fakat cinlerin şeytanlıklarına kapılarak ve gaipten sırlar öğrenmek sev­dasıyla onların istilâsına düşmemeli, kötü tasarrufuna girmemeli­dir. Gerçek şudur ki; cinlere verilen tasarruf kudreti, insanlara ve­rilen idrâk kuvvetinden daha yüksek değildir ve bunların hepsi ilâhî kudret ve azamet önünde bir hiçtir. Onun içindir ki, Allah'a ihlâs ile îmân eden gerçek mü'minler onlardan korkmazlar ve isti­lâlarına uğramazlar. Çünkü, Kur'an-ı Kerîm'in nuru onları yaKar.Nitekim Cin sûresinde bu gerçekler anlatılmış cinlerin varlığı, mes'uliyetleri, mükellefiyetleri ve insanlarla olan alâkaları bildiril­miştir. Cin ve şeytanlar, Yüce Allah'a ve ,ilâhî emirlerine karşı hiç bir şey yapamazlar ve gayb hakkında bilgi sahibi olamazlar. [43][44] 

 

5- Cin Ve Şeytan Niçin Yaratılmıştır?

 

insanın apaçık düşmanı olduğu bildirilen ve gayesi insanı doğ­ru yoldan çıkararak küfre ve dalâlete şevke çalışmak olduğu an­laşılan şeytan acaba niçin yaratılmıştır?

Gerçek şudur ki; insan, yaratılış bakımından madde ve ruh'-dan teşekkül eder. Maddî cephesi; fizikî görünüşü olan bedeni ve onun tabiî ihtiyaçlarıdır. Manevî cephesini de, mahiyeti bilinmeyen ruhu ve aklı teşkil eder. Bu yaratılışının tabii neticesi olarak Yüce Allah, insana iki çeşit duygu vermiştir.

Birincisi, insanın ruh ve mânâ cephesi ile ilgili olan yüce duy­gulardır ki, bunlar insanı rûhânî ve yüce bir hayata -yöneltir.

İkincisi ise, insanın maddî ve fizikî yönü ile ilgili olan bir ta­kım süflî duygulardır. İnsan bu duygularına tabî olursa, ruh cep­hesi zayıflar, adetâ maddeleşerek âdîleşir. insandaki bu iki çeşit duyguya karşılık kâinatta da iki çeşit varlık vardır : Melekler ve şeytanlar. Şüphe yok ki, süflî ve âdî nev'iden olan duygu ve arzular, in­sanın fizikî varlığı için şarttır. Fakat bunlar, çığrından çıkıp, kont­rol edilemez bir hale gelirse, insanın iyi ve yüce bir hayata doğru yönelmesine ve yükselmesine engel olur. İnsanın bu cins dsygu ve arzularını kontrol etmesi gereklidir. Eğer bunu yapmakta başarıya ulaşırsa, ne bu fizikî arzular, ne de onu tahrik eden şeytan insa­na zarar verebilir. Bilâkis manevî cephesinin emrine girer ve onun yükselmesine hizmet eder. İnsan için bir imtihan ve deneme yeri olar bu dünya'da insanı iyiliğe yöneltmek için melek yaratılması nasıl lüzumlu ise, fizikî varlığı için de onun süflî ve âdî arzularını kamçılayan kuvvet, kontrol altına alınmak şartı ile zararsız, hattâ faydalı olabilir. Şeytanların yaratılmasında bundan başka daha bir çok ilâhî hikmetler olduğu muhakkaktır.

Nitekim Müslim'in tbn-i Mes'ud (r.a.) dan rivayetine göre Pey­gamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur :    (Meali)

«İnsanlardan hiç bir fert yoktur ki, onun cinden bir şeytanı olmasın!»

Bunun üzerine sormuşlar : «Ya Resûlallah! Bu senin hakkında da böyle midir?»

Peygamberimiz cevaben : «Evet, böyledir. Şu kadar ki ben, Al­lah'ın bana oian yardımı ile, onu yola getirdim, itaatim altına al­dım, onu müslüman yaptım ve böylece şerrinden, bana kötülük tel­kin etmesinden kurtuldum. Şimdi o, bana hayırdan başka bir şey telkin edemez.» buyurmuştur.

Gerçekte şeytan, önce insana itaati kabul etmez. Onun arzu ve niyeti, insanoğlunu par,lak sözlerle ve yalanla adî ve süflî arzu­larını uyandırarak onu yanlış yola sevketmektir.

İnsan, ruhî gelişmesinin ilk devresinde şeytanın içinde uyan­dırdığı, süflî ve kötü arzulan susturmak için onunla savaşmak zorandadır. Fakat insan bu mücadelede azmederse, ilâhî vahiy saye­sinde sonunda şeytanı yenecektir. însan bu devreyi atlatıp aymak­ta başarılı olursa, artık yükselir, süfli1 arzular dizginlenir ve şey­tan ona zarar veremez hale gelir. Ona iyilikten başka şeyler telkin edemez. Nitekim Hak Teâlâ; «Benden size bir hidâyet rehberi ge­lecektir. Kim ona uyar, yolundan giderse, onlar için artık korku yoktur, onlar mahzuii da olmazlar...»  [44][45] Duyurulmuştur.[45][46]

 

6- Cin Ve Şeytanların Varlığını Akıl İnkâr Edebilir mî?

 

Saf ateşten yaratılan ve insan gözüyle görülemiyen cinler ile, aynı cinsten olduğu Kur'an âyetleriyle haber verilen şeyt^n'm nû-rânî gizli varlıklar olduğu şer'an sabittir. Bu hususta, daha ı'mce yeri geldikçe zikrettiğimiz birçok âyetler ve Kur'an-ı Kerîm'de «Cin Sûresi» adiyle anılan müstakil bir sûre vardır. Bu sûre, Kur'an-ı Kerîm'in 72. sûresi olup, 28 âyettir. Cinlerin varlığını ve kendisinin onlara da peygamber olarak gönderildiğini Hz. Pey­gamber' (s.a.v.) haber vermiştir. O halde bizlerin müslüman ola­rak muhkem âyetler ve sahih hadislerle, yani Kur'an ve Sünnet gibi iki şer'î delille var olduğu bildirilen cin ve şeytan'ın, Yüce Al­lah'ın görülmeyen gizli yaratıkları olduğuna inanmamız gerekir.

Şer'an sabit olan meleklerin varlığım inkâr edemiyen insan aklı, daha önce zikrettiğimiz aynı sebepten, varlığı şer'an yani dînen sabit olan cin ve şeytanı da inkâr edemez. Çünkü bu husus, ak-len muhal değildir. Cinlerin de, cismanî bir bünyesi olabilir. Fakat, bizim her bünyeyi görmemiz zarurî olmadığı gibi, gördüğümüz ci­simlerin de her cüz'ünü göremediğimiz bilinen bir gerçektir. O hal­de, gözlerimizin önünde, bir bünyeye sahip bir çok varlıklar oldu­ğu halde, biz onları görmeyebiliriz. Nitekim mikroplar var olduğu halde, onları gözle göremeyiz. Bu bakımdan, hava içinde hiç his­setmediğimiz dalgalar ve ışınlar bulunduğu gibi, âletle dahi hisse-demiyeceğimiz gizli varlıklar bulunabilir. Esasen, bütün cismânî ve fizikî kâinatta, nişlerimizden gizli ve görme gücüne sahip ol­madığımız ruhanî varlıkların bulunduğunu inkâr etmek doğru ol­maz. Her türlü varlığı yaratmağa kaadir olan Yüce Allah'ın yara­tıklarının, yalnız gözle veya âletle görüp bildiğimiz şeylerden iba­ret olduğunu sanmak, büyük gaflet olur. Bu ise, Yüce Allah'ın ilâ­hî kudretini ve kâinatın azametini bilmemekten başka bir şey ol­maz.[46][47]

 



 



[1][2] İslâm Ansiklopedisi : C. 77, s. 661. Bu konuda fazla bilgi için bak Manzur, Lisan el-Arab : C. XII, s. 386-387. Et-Râğıb : El-Müfredâl : Muhammed Hamzi Yazır : Hak Dîni Kur'an Dili : C. s.  302-301

[2][3] îsrâ :   40; Saffât :    150;  Zuhrırf :  9;  Fâtır :1; Enbiyâ:    26.

[3][4] Tahrim :   6 ve Enbiyâ :   26

[4][5] Sâd : 76.

[5][6] Sahih-i Müslim C. VII, s. 226, İstanbul  1333 H. Ibıvi . 490.

[6][7] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 401-403.

[7][8] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 403.

[8][9] îmân esaslarını toplayan cÂmentü...» de olduğu gibi.

[9][10] Bakara : 335.  

[10][11] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 403-404.

[11][12] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 404-405.

[12][13] Enfâl :  9; Âl-i İmrân :  123. 12-1. 125.

[13][14] Âl-i İmrân:  126;  Enfâl:  10,  12

[14][15] Bakara:  210;   En'âm ;  158;   Nah! : 33,   Furkân :-26.56;   Enfâl:  50: Mu-hammed :   27

[15][16] Şûarâ :  5;  Necm : 28.

[16][17] Ârâf : 156

[17][18] Mü'min : 7, 9;   Ahzab :  43.

[18][19] İr.fitâr : 10;   En'âm :  01.

[19][20] İnfitâr : 11, 12; Râd : İÜ, 11.

[20][21] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 405-407.

[21][22] s. 661-664.

Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 407.

[22][23] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 408.

[23][24] Bu manâ lâfız bakımındandır.  Gerçekte  ise, cinlerin  meleklerle  mahiyet   ve vazife bakımından alâkası yoktur.  Bu husus, ileriki bahislerde daha çok an­laşılacaktır

[24][25] tbn-i Manzur :   Lisanu'1-Arab :   C.  İS, s. 248 ve devamı.

El-Râgıp :   El-Müfredat :   C. I, s. 79-80, M. Hamdi Yazır :   Hak Dini Kuran Dili : C. I. s. 238-239 C. in, s. 2029-2031 ve C. VII, s. 5382-5383.

Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 408-409.

[25][26] Bakara :  14; îsrâ :  27 ve Mülk :   Ç7. Ayetlerin tefsirlerine bakınız

[26][27] Bakara :   34;   Kehf :   50

[27][28] Lisânu'l - Arab :  c. 17, s. 104  ve devamı. E! Müfredat :  s.  213   Hak  Dini Kur"ân Dili :C. I, s. 238-239.

Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 409-410.

[28][29] KehC : 50 ve Bakara 34. Bu âyetten, tblia'ın de melek olduğunu zannedenler olmuşsa da. bu yanlıştır. Çünkü; âyette geçen (İllâ). (İstisna münkatı') dır. îbtis melek cinsinden değildir. Belki o, bir çok âyetlerin bildirdiğine göre saf ateşten yaratılan bir cindir. Eğer melek olsaydı, diğer rmlekler gibi Rabbintn emrine uyar ve Âdem'e (a.s.)  secde ederdi.

[29][30] A'râf :  12-13

[30][31] Rahman : 15.

[31][32] Veya babası İblis.İ.

[32][33] Hicr:  27

[33][34] Bkz :  Meleklerin mahiyeti ve Evsafı

[34][35] Şuarâ :  210-212.

[35][36] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 410-412.

[36][37] Ahkâf :  29.

[37][38] Cin :  1-2. Cinler hakkında   fazla   bilgi   için   bu  sûrenin   1-19.   âyetlerinin   tef sirlerine bakınız

Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 412.

[38][39] Bakara: 168; Mâide ; 91; Kehf : 50; Nahl : 98-100; Fâtır ; 6; Yasin: 60 - 61'de -Ey Adem oğulları! Ben size Şeytan'a tapmayın, o sizin için apaçık düşmandır.   Bana kulluk   edin.  İşte dosdoğru yol  budur- diye   emretmedimmi?» buyuruluyor.

[39][40] Abdulkâdir înan :  Şamanizm   Kalıntıları..   (Türk   Tarih  Kurumu    yayınların­dan).

[40][41] Şuarâ :  192-195.

[41][42] Aynı süre ;  210-212

[42][43] El-Cin: 26 -27; Es - Sâffât : 6 10;  El - Hicr : 16-18

[43][44] Hak Dini Kur'an Dili C. 7. s. 5381-5417

Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 412-414.

[44][45] Bakara :   38 Meâii.

[45][46] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 414-416.

[46][47] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 416.



 

 
  Bugün 56 ziyaretçi (261 klik) buradaydı

beyaz kuğu Selam Dünya !.. Selam Türkiye !.. Sitemize Hoş Geldiniz !.. ( beyaz kuğu ) bir aile sitesidir !.. Lütfen bizi takip ve dostlarınıza tavsiye ediniz !. Bu çorbada tuzu olsun isteyenlerin, tenkit ve tavsiyeleri için ( mim.sait@hotmail.com )veya ( alt1946@windowslive.com ) adreslerine mail göndermelerini bekliyoruz !.. Sitemizde "bir hoş sada" menüsü altında yer alan "beyaz kuğu", "teferruat", "derviş hüseyine mektuplar" ve "hem nalına hem mıhına" bölümleri orjinal olup, bunların hiç bir hakkı mahfuz değildir, kaynak gösterilerek veya gösterilmeksizin kullanılabilir. Diğer dökümanlar ise; çeşitli sitelerden alınmış, bazılarında değişiklik yapılmıştır.İlgililerin talebi halinde derhal kaldırılacaktır!..Bilgilerinize sunulur !.. *** beyaz kuğu***Ailenizin Sitesi***











* * * * *


 
 

Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol