beyaz kuğu
  Bazi Dini Terimler
 

Bazı Dini Terimler

 

 

İBADET

 

Önce "ABD kelimesi üzerinde duralım. lugat manası; itaât etmek, boyun eğmek, tavazuû göstermek, daha açık bir ifade ile kişinin; bir kimseye ona isyan etmeden ve ondan yüz çevirmeksizin itaat etmesidir.İslâmi ıstılâhta,"-Hevâsına muhalefet edip, Allahü Teâla'ya (cc) teslim olan mükellefin fiillerine ibadet denilir".

                İnsan kimin emirlerine uyuyor, kimin koyduğu hükümlere baş eğiyor ve kimin çizdiği yoldan gidiyorsa ona ibadet ediyor demektir. Kuran bitkilerin, ağaçların, ayın ve güneşin, kısaca evrendeki varlıkların büyüklenmeden tek bir Allah’a ibadet ettiklerini söylerken, kuşkusuz onların namaz kıldıklarını, oruç tuttuklarını, haccedip, zekat verdiklerini söylemek istemiyor. Tüm bu varlıkların kendilerine “vahy” ettiği “Kitabının” hükümlerine uyduklarını demek istiyor.(Salih Gürdal-Tevhid ve Şirk)

Bakara- 165-Allah'ın birliği ve kudreti bu kadar fiilî ve sözlü âyetleriyle açık ve parlakken buna karşı: insanlardan bazıları vardır ki, Allah'a karşı denkler, benzerler tutarlar ki, onları, Allah'ı sever gibi severler. Onların emirlerine, yasaklarına, arzularına itaat ederler de Allah'a isyan içinde bulunurlar.

Şüphe yok ki böyle yapmak, gerek Allah'ı inkar ederek olsun ve gerekse olmasın, ilâhlık mânâsında onları Allah'a ortak yapmaktır. Bunların bir kısmı, bu şirki açıktan yaparlar. Firavunlara, Nemrutlara yapıldığı gibi onlara açıktan açığa ilâh, mabud adını vermekten çekinmezler. Onlara "Rabbimiz, tanrımız" derler. Hatta ilâhlarının doğması ve doğurması görüşünü benimseyerek onlara aynı cinsten, mabut derecesinde oğullar, kızlar tasavvur edip yakıştırırlar. Diğer bir kısmı da açığa vurmadan aynı muameleyi yaparlar. Onları, Allah'ı sever gibi severler, onları nimet sahibi olarak tanırlar. Onların sevgisini, hareketlerinin başı kabul ederler. Allah'a yapılacak şeyleri onlara yaparlar. Allah rızasını düşünmeden onların rızalarını elde etmeye çalışırlar. Allah'a isyan olan şeylerde bile onlara itaat ederler.

Bu âyet bize gösteriyor ki, ilâhlık mânasında son derece sevgi, bir esastır. Ve mabud, en yüksek seviyede sevilen şeydir. Böyle son derece sevilen şeyler, ne olursa olsun, mabud edinilmiş olur. Sevginin hükmü ise itaattır. Bunun için mabuda son derece itaat edilir. Her insanın tuttuğu yolda hareket başlangıcı onun mabududur. İnsanlar tarafından böyle sevgiyle mabud mertebesi verilerek Allah'a denk tutulan şeyler o kadar çeşitlidir ki, bir taştan, bir maden parçasından, bir ottan, bir ağaçtan tutun da gök cisimlerine, ruhlara, meleklere kadar çıkar. Bununla beraber: "onları severler" ifadesindeki akıl sahiplerine ait olan "onlar" zamiri bunların özellikle akıllılar kısmını açıkça ifade etmektedir.

Bunun içindir ki, değerli tefsirciler, denk, benzer mânâsına gelen "endâd"ı "Allah'a isyanda itaat ettikleri liderleri, başkanları ve büyükleri" diye açıklamışlardır. Bu zamirin, tağlib yoluyla diğer putları da kapsamına alması takdirinde bile bu mânâ açıktır.

Gerçekten servet, büyüklük, kuvvet, makam, itibar, güzellik gibi herhangi bir ümide sebep sayılan dilberler, kahramanlar, hükümdarlar gibi insanları, Allah gibi seven ve onlar uğrunda her şeyi göze alan nice kimseler vardır ki bu, şirk konusunun putperestlik esasını, insanlığın en büyük yarasını teşkil eder.

Allah'ın velileri, peygamberleri ve melekleri gibi sevgili kullarını severken âyet-i kerimenin kapsamını iyi düşünmeli; sevgilerini, Allah sevgisi derecesine vardırmaktan kaçınmalıdır. Çünkü Allah için sevmekle, Allah'ı sever gibi sevmek arasındaki farkı bilmek gerekir. Allah'ı sevenler, Allah'ın yolunda giden sevgili kullarını da severler. Fakat Allah'ı sever gibi değil, Allah için severler ve bu sevgi ile Allah yolunda onlara uyarlar. "Ey Muhammed! de ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin." (Âl-i İmrân, 3/31).

Buna göre Allah'ın sevdiği kullarını sevmek ve onlara uymak, günah ve şirk değildir. Tersine Allah sevgisine delil olur. Fakat bu sevgi, hiçbir zaman Allah sevgisi gibi olmamalıdır. Yani hıristiyanların Hz. İsa hakkında yaptıkları gibi onları mabud derecesine çıkaracak bir ibadet şekli olmamalıdır. Bunun en güzel misalini, müslümanlığın iman anahtarı olan kelime-i şehadetinde ve ibadetin başı olan namazında buluruz. Bir müslüman "Ben şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve peygamberidir." derken Allah'tan başka bütün mabudların hepsini reddedip atar da bu temiz kalb ile Peygamberi Hz. Muhammed'in O'na kulluk ve peygamberlikle bağlılığını tasdik eder ve Allah

için bu gerçeğe şahitliğini arz eder. Bu şehadette Allah'tan sonra Peygamber'e bir sevgi ilanı vardır. İman bu sevgi ile tamam olur. Fakat Allah sevgisi, yüce Mevlânın birliği ile bunun yanında Hz. Muhammed sevgisi, Allah'a kulluğu ve peygamberliği cihetiyledir. İşte Allah için sevmenin en büyük örneği!..

Bunun gibi namazda Allah'tan başkasını çok cüz'î bir şekilde bile olsa niyete karıştırmak küfürdür. Namazı bozar. Namazda peygamberden ve Allah'ın salih kullarından hiçbir şey istenmez. Nihayet tahiyyatta onlar adına da esenlik, salevât, rahmet ve bereket niyaz edilir. Bu duada Peygambere ve salih kullara elbette bir sevgi gösterme vardır. Fakat namaz kılan kimse Allah'ın huzurunda onlardan bir şey isteme durumunda değil, onlara da derecelerinin yükselmesi için Allah'ın rahmetini isteme, hayatında onlara ikram etme durumunda olacaktır. Müslüman bütün ömründe bu hareket çizgisini hayatının esası sayacaktır.

Buna karşılık velileri, peygamberleri veya ruhlarını ya da melekleri müşriklerin araya giren mabudları gibi bir ilâhlık payı vererek sevmek, onları severken Allah'ı ve Allah'ın emirlerini unutmak, onlar adına kurbanlar kesmek, âyinler yapmak, onların isimlerini "Bismillah" gibi işlerin başı kabul etmek, "Onları, Allah'ı sever gibi severler." ifadesinin tam anlamıyla şüphe yok ki, bir şirk ve küfürdür. Ayrıca böyle yapmak, onlardan uzaklaşmaktır. Çünkü onlar ancak Allah'ı sevmişlerdir. Üzülmekle beraber müslümanlık adına da böyle batıl bir sevgi akidesine tutulan ve bununla dindarlık yapıyoruz, zanneden birtakım gafil kimseler de ortaya çıkmıştır. Bunlar genellikle din ilminin iyi tahsil edilmediği ve dinî bilgilerin esası bilinmeden ağızdan ağıza bir efsane gibi dolaştırıldığı cahillik devirlerinde ve cahillik bölgelerinde ortaya çıkagelmiştir. Çünkü kulluk duygusu insanlarda yaratılıştan geldiği için gerçek ve gelişmiş din ilmi sönünce insanlar, ilk cahiliye devrindeki efsanelerle gönlüne doğan acayip hevesler içinde ibadete çalışır. Hurafelerle boğulur, gider. Ölü veya diri, cansız veya canlı putlara bağlanır.

Kısaca, başkanlarını ve büyüklerini, Allah'ı sever gibi sevenler ve onların, Allah'ın emrine uymayan emirlerine itaat ederek Allah'a isyan edenler, bunları Allah'a eş ve ortak edinmiş olurlar ki, bütün putperestliğin esası, bu tarz muhabbet beslemektedir. Allah'ın birliğine karşı böyle yapan birtakım insanlar vardır. Bunlar, başkanlarını, kendilerine uydukları kimseleri Allah için değil, Allah gibi severler. : Halbuki mümin olanların Allah'a sevgisi, Allah için sevmesi, her şeyden çok ve o müşriklerin tapındıkları eş ve benzerlere ve hatta varsa Allah'a sevgilerinden daha çok ve daha kuvvetlidir. Çünkü müminler, ancak Allah'a yalvarırlar. Müşrikler ise pek sıkıştıkları ve muhtaç oldukları zaman Allah'ı hatırlarlar, ihtiyaçları kalmayınca da edindikleri eşlere uyarlar.

Bundan dolayı müminin gerek rahatlık zamanında ve gerekse sıkıntı anında, gerek darlıkta ve gerekse genişlikte Allah'a olan sevgisi devamlıdır. (Hak Dini- Bakara Suresi 165.ayetin tefsiri)

 

DİN:

 

Kur'an-ı Kerim'de "Din" kelimesi değişik manalarda kullanılmıştır. Fatiha Sûresi'nin üçüncü Ayet-i Kerimesi'nde geçen "Yevmi'd-Din" (Din günü) terkibindeki din kelimesi; muhasebe, ceza ve hesap manasınadır.(4) En Nûr Sûresi'nin ikinci Ayet-i Kerimesi'nde geçen "Fi dinillâhi" terkibinde ise; Allahû Teâla (cc)'nın hududları ve hükmü manasına kullanılmıştır.(5) Yine "Fitneden eser kalmayıncaya, din de yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse artık zalimlerden başkasına hiç bir husumet yoktur" (El Bakara Sûresi: 193) Ayet-i Kerimesinde "Din" kelimesi, hüküm koyma ve şeriat manalarına gelmektedir. Müfessirler bu Ayet-i Kerime'de geçen fitneden kasdın küfrün fesadı olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Dolayısıyla yeryüzünde kafirlerin fesadından eser kalmayıncaya kadar cihad etmek emrolunmuştur.

Kur'an-ı Kerim, Resûl-i Ekrem (sav)'in sünneti ve Sahabe-i Kiram'ın icmaı ile sabit olan husus şudur: "Allahû Teâla (cc)'nın vahiy yoluyla indirdiği hükümlerin tamamına "Din" adı verilir. Peygamberler; Allahû Teâla (cc)'nın hükümlerini dosdoğru olarak insanlara tebliğ etmişlerdir. (Yusuf Kerimoğlu_Emanet ve Ehliyet)

 

 

Her toplum yaşantısına yön verecek bir dünya görüşünü, bir yaşam biçimini benimseme durumundadır. Her din bir yaşam biçimi ve her yaşam biçimi bir din olduğu için, toplumların dini, benimsedikleri yaşam biçimidir. Hangi toplum hangi yaşam tarzını benimsemişse, içinde bulundukları yaşam tarzı o toplumun dinidir. Mekkeli kafirler hiçbir semavi dine mensup olmamalarına rağmen, onlara “Sizin dininiz size, benim dinim bana”(Kafirun 6) buyruğu ile seslenilmesi, onların bir din üzere olduklarına işaret etmektedir. Tabi ki bu din, beşeri görüşlerden kaynaklanan beşeri bir dindir. Semavi din ise Rabbani hükümler ile beyan edilen ve bu hükümler çerçevesinde yaşanılan dindir. (Mehmet Alagaş-Dünden Bugüne Şeytan ve Dostları)

                “Melik’in dinine (kanunlarına) göre (başka türlü) alıkoyamazlardı.”(Yusuf-76) Ayeti celilede o devirdeki Mısır kanun ve nizamlarından “Melik’in dinine göre” diye bahsetmesi bize bütün beşeri kanun, nizam ve sistemlerin birer din olduğunu, “Kişinin dini imamının (devletinin) dinidir” hadisi şerifinde de işaret buyurulduğu gibi böyle beşeri kanun ve nizamları beğenip boyun eğmenin deo kanun ve nizamların din kabul edildiğini açıkça göstermektedir. (A. Akgül- İslam Davası)

 

İLAH

 

Allah’ın dinini ve düzenini tamamen veya kısmen değiştiren, bozan, yerine kendi görüş ve kanaatlerinin mahsulü olan kanun ve nizamları yerleştirmek isteyen kimseler de kendilerini (İlah, Rab) ilan etmiş demektir. (A. Akgül- İslam Davası)

                İlahlar birden fazla olabilirler, fakat Allahu Teala birdir. Çocuklarımıza islamiyeti öğretirken de şekilde kalıyoruz. İman en büyük ibadettir. Kelime-i şehadet getirip müslüman olursunuz diyorsunuz. Yok, böyle bir şey yok. Kelime- i şehadeti söyleyen insan müslüman olmaz, kelime-i şehadetin manasına inanan insan müslüman olur. Hz Peygamberin anladığı ve anlattığı manada ilah; İnsanoğluna direktifler, emirler ve yasaklar sunmaya, yöneltmeye en yetkili ve en yüce en ulvi bir makama ship olan manasınadır. Yani itaat makamıdır. İnsan Allah’ın koyduğu hükümler karşısında arzu ve isteklerine uyup onlardan talimat alırsa arzu ve isteğini ilahlaştırmış oluyor. (Ruhi Özcan- Vahiy Kültürü)

                Layık olmadıkları halde bir grup insan üzerinde hakimiyet kurmuş olan bütün insanlar, yönetimlerini, diğer insanlara zorla kabul ettirenler ve o insanları kendi zorba yönetimlerine bağlayanlar tıpkı Firavun ve Nemrudun şaşaalı günlerinde yaptığı yaptığı gibi hedeflerine varmak isteyenler, bu isteklerini gizlemelerine, belli etmemelerine rağmen aslında ilahlık arzusunu taşımaktadırlar. Bunlar kendilerini Allah’ın sözcüleri kabul ederek, neyin helal, neyin haram olduğuna dair kendi kanaatlerini diğer insanlara zorla kabul ettirmeye bakarlar. Öyle ki onların sözleri kanun olur ve halkı Allah’ın kanunları yerine kendi kanunlarına, emir ve yasaklarına uymaya zorlarlar.(Mevdudi-İslamda Siyasi Sistem)

                Allah’tan başka hiç kimse, O’nun kullarının hayatlarını düzenleme hakkına sahip değildir. Allah’tan başka hiç kimse, insanların hayatlarını düzenleme gayesiyle emirler ve yasaklar koyamaz. İnsanların yaşantılarını düzene koyma, insanları mutluluğa ulaştırma, bunun için kaideler ve kurallar koyma hakkı hiç kimseye verilmemiştir. Her kim ki kendisinde böyle bir yetki görür, böyle bir yetkiyi uygulamaya kalkışırsa ilahlık iddiasında bulunmuş demektir. Her kim de bir başkasının kendisi üzerinde kaideler koyma, kurallar ve hükümler koyma hakkına sahip olduğuna inanırsa onu İLAH edinmiş demektir. (Mehmed Göktaş-Gençler Tevhid Dersleri)

                Her kim tâbi olduğu alimi, mürşidi, şeyhi Allah ve Rasülünden fazla sever veya bunların emirlerini Allah ve Rasulüllahın hükmüne tercih ederse bu kimsenin ilahı, tabi olduğu alimi veya mürşididir. (Mustafa Çelik- Lâ –1)

 

RAB

 

                Rab demek, terbiye edip çekip çeviren, hüküm ve kanun koyan, derleyen toparlayan, sözü tutulmaya, hükmü tutulmaya layık olan anlamındadır. (Mehmed Göktaş_Gençlere Tevhid Dersleri)

                Kuran insanlara hükmedenlere de zaman zaman rabb adını verir. “Melik “onu (Yusuf’u) bana getirin dedi. Elçi kendisine geldiğinde “rabbine dön ellerini kesen kadınların durumu neydi sor ona, doğrusu Rabbim onların düzenini çok iyi bilir” dedi”(Yusuf 50) ayetn açıkça ortaya koyduğu gerçek, Mısır Melikinin “kul’u” olan elçinin, meliki rab edinmiş olduğu, oysa Hz. Yusuf’un Rabbinin ise Allah olduğudur. Aynı ayette rab kelimesinin iki kez kullanıldığını ve Allah’a kul olanların Rablerinin Allah, Allah’ın dışındakilere kul olanların rablerininse, kulluğunu yaptıkları kişiler oldukları kolayca anlayabiliyoruz. İnsanları rab edinmenin şekli ve niteliğini ise şu ayet en belirgin biçimde ortaya koyuyor: “Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini, Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler.” (Tevbe 31) Allah’ın dışındaki her hüküm koyucuya itaat eden, onu rableştirmiş olmakta ve Şirke düşmektedir.(Salih Gürdal Tevhid ve Şirk)

                Kişi neye ibadet ediyorsa ona teslim olmuş, neye teslim olmuşsa ona kul olmuş demektir. Allah Rasulü Tevbe suresinin 31.ayetini okumuş ve şöyle tefsir etmiştir: “Kuşkusuz onlar din adamlarına ve ulularına tapmıyorlardı. Lakin onlar şu sınıfların helal kıldığını helal, yasakladıklarını da haram kabul ediyorlardı.” Kuranda nehyedilen Rablik Allah’a mahsus olan bir sıfatı O’nun dışında başkalarına ver mek demeye gelen rabliktir. (Mustafa İslamoğlu_ İman Risalesi)

                Tevbe suresinin 31.ayeti ve onu tefsir eden Rasulullah’ın hadisi bize, kimin Allah’tan başkasına kötülükte itaat eder ya da Allah’ın izin vermediği bir konuda ittiba ederse uyarsai onu rab ve mabud edinmiş, Allah’a ortak koşmuş olduğunu gösterir.

Bir mahluka itaat eden, Allah ve Rasulünün koyduğu hükümden başkasına tabi olan herkes, onu böylece adlandırmasa bile onu bir rab ve mabud edinimştir. Bir ayette Allah cc şöyle buyurur: “Eğer onlara itaat ederseniz, müşrik olursunuz”(Enam 121) Aynı anlamda bir başka ayet ise şöyledir “Allah’ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır?”(Şura21) Kuran ve sünnetin, Allah’tan başkasını kanun koyucu olarak kabul edip Allah’ın izninin olmadığı konularda tâbi olan hakkındaki hükmü buysa; kendisini Allah’a denk tutan, uluhiyyetin özelliklerinden olan hüükmetme, kanun koyma, helal ve haram kılma hakkını ona veren hakkındaki hükmü nasıl olur?!

 (Yusuf el-Kardavi-Tevhidin Hakikati)

 
  Bugün 52 ziyaretçi (212 klik) buradaydı

beyaz kuğu Selam Dünya !.. Selam Türkiye !.. Sitemize Hoş Geldiniz !.. ( beyaz kuğu ) bir aile sitesidir !.. Lütfen bizi takip ve dostlarınıza tavsiye ediniz !. Bu çorbada tuzu olsun isteyenlerin, tenkit ve tavsiyeleri için ( mim.sait@hotmail.com )veya ( alt1946@windowslive.com ) adreslerine mail göndermelerini bekliyoruz !.. Sitemizde "bir hoş sada" menüsü altında yer alan "beyaz kuğu", "teferruat", "derviş hüseyine mektuplar" ve "hem nalına hem mıhına" bölümleri orjinal olup, bunların hiç bir hakkı mahfuz değildir, kaynak gösterilerek veya gösterilmeksizin kullanılabilir. Diğer dökümanlar ise; çeşitli sitelerden alınmış, bazılarında değişiklik yapılmıştır.İlgililerin talebi halinde derhal kaldırılacaktır!..Bilgilerinize sunulur !.. *** beyaz kuğu***Ailenizin Sitesi***











* * * * *


 
 

Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol