beyaz kuğu
  003021
 

bir dürüye türküsü

 



bin dokuz yüz yetmiş yedinin yedi tepesinde iki çürük zeytin bile etmezken leylanın şehla gözleri ben bir kirpiğin için bin türkü yazma deliliğinde habire sağa sola soruyordum –söğütlü çeşme neresi gardaş osmanağa nerede –ne diyon oğul burası ıstambul arayan mevlasını da bulur belasını da ama mecnunun leylasını bulacağı da yalan olur gördüğün bu insanların çoğunun –dünü de yok yarını da –bu yağmurlu sonbahar akşamında iki kere iki dört eder ıstambulda -bir kere bir yine bir bilmem kaç salyalı dudağın aşındırdığı kirli paslı kadeh diplerinde ben sevda zehrine ararken panzehir ahır kokan bir pavyonunda beyoğlunun
* * * * *
dışarıda herifler koşuşturuyordu –kızansamış itler gibi -it deme itlere hakaret ve bunlara övgü – itlerden özür dilerim bacak kadar çocuklar kaçak sigara tezgahlarında afyon esrar eroin satıyordu üç beş onluktan üç beş yüzlüğe kumralı esmeri ve sarışını ile ondördüne basmamış kızlar satılıyordu her bir kuytu köşesinde arka sokağın -emniyetin yüz adım ötesinde pazarlıklar yapılıyordu kıyasıya ağa düşen taşralı bir sürü avanak -bu gecenin nasibi- bölüşülmeye çalışılıyordu pezevenkler arasında bitli otelin eşkıya kılıklı yalaka katibi ellerini oğuşturarak babanızın bağı mı paylaşamadığınız şunun şurasında hadi artık anlaşın aranızda diyordu fifti- fifti –bir onluk da ben isterim helalinden –şeytana papucunu ters giydiren bu pazarlığı seyrediyordu iblis hayıflanarak aklından geçmeyen bunca pislik karşısında utanıyordu bu beceriksiz halinden secde edesi geliyordu her birinin önünde ayaklarını öperek yalvararak bu sokağa hiç girmemiş cebrail –ömrü billah- bu adamlarla işi olmamış anlaşılan gökten pis bir yağmur dökülüyordu -şaşkın ellerinden mikailin salyadan balgamdan kusmuktan vıcık vıcık bu dar sokaklara – şubat ahırları gibi kokan –yüzlerce sarhoşun ağzından bir türkü yayılıyordu -bir tuhaf bir alaylı–türkü değil sanki kabus - -dürüyemin güğümleri kalaylı
* * * * *
kirli paslı kadeh diplerinde ben sevda zehrine ararken panzehir ahır kokan bir pavyonunda beyoğlunun mecnunun kırk düğümlü kırk yıllık sevgisinin bir yudum sirke bile etmediği günümüzde –kim kadir kıymet bilir sana sevdalandığımın onuncu yılını kutluyordum eroinmanlar kadar mutlu ve her şeyi unutmuş bin dokuz yüz yetmiş yedinin yedi tepesinde eskiden yedi tepeydi –şimdi yetmiş tepeyi tutmuş bütün gece boyunca seni düşündüm on yıldır unutamadım seni bunca yemine rağmen bilmeyen inanmasa da–bilen bilir kara sevdayı - ister inan ister inanma –bilirim inanmazsın sen çok sarhoş vardı o gece o pavyonda hepimiz sarhoştuk istisnasız ve işin tuhafı bir kadın vardı karşı masada – tıpkı sana benzeyen tepeden tırnağa-oynak ve haşin-bir yavru kedi gibi minnacıktı burnu- saçları beline kadar uzun ve sarıydı çakır gözleri vardı- fırtınadan önceki denizler gibi sokulgan ve yırtıcı –ikisi de evet-sana ondan baktım her kadın gibi –kadınlığınca -yalancıydı ve güzel- bir aralık senin gibi baktı bana –soğuk ve eğrelti dudaklarından bir gülücük düştü –küçücük karşılık beklercesine –almadım-almazsan alma dercesine önce dudakları sonra omuzları çıktı düştü dişlerini gördüm –kirlisiydi kireç beyazının sonra elleri düştü yana –uzun tırnaklıydı-galiba evet –tıpkı kedi pençesi gibi- kedileri hep severim ben ama- ürperdim korktum bu defa –nasıl oldu bilmiyorum -dalmışım galiba-gözlerimiz karşılaştı bir daha sonra ellerimiz –sonra dudaklarımız- sigara kokan çingene pembesi boyalı üstelik buz gibi – ürpertiyle silkindim bir sarhoş laf attı masamıza – sütünü içti mi uyuyor senin ki fesüphanallah çekildi karşılık olarak –kadehler kaldırıldı çin çin ağırlaşmış gözlerle çapak çapak –bana baktılar –gidelim dediler toplanmayan yayılmış dudaklarla -hadi bu son kadeh senin için babacan babacan vurdular omzuma - yavan yavan güldüler
* * * * *
şubat ahırları gibi kokan – yüzlerce sarhoşun ağzından bir türkü yayılıyordu -bir tuhaf bir alaylı– türkü değil sanki kabus - -dürüyemin güğümleri kalaylı –fistan giymiş etekleri alaylı o gece bildiğim bütün hileleri denedim ve yine de -sus beş duyumu şeytanların en acemisine ütüldüm dürüyemi aldatması kolaylı –alırım dedin de aldattın beni uykuya dalmak üzereyken yıldızlar –hala aşkta kazanmak umuduyla yüreğim ve beynim üzerine kılıç çekiyorduk sustuğunda son horoz ve sen uyandığında mahmur mahmur ben yarın düşlerimi de kaybetmiş olacağım –anla anlayamadığım ortak mısın sen –beyoğluna ağ sallamış şeytanla
* * * * *
o karanlık pavyonda çok sarhoş vardı o gece –hepimiz sarhoştuk sana benzeyen değildi bir -bir nil dansözü kadar kıvrak ve buzdağı kadar soğuk bir kadehten -hep beraber – geçmişimize ve geleceğimize küfrettik sonra o bir türkü söyledi –senin için- ben gözlerim avcumda düşünüyordum- gözlerimde acı gözlerimde isyan ve nefret –ah alırım dedin de aldattın beni üç telli saz ile oynattın beni derken bağırırken avaz avaz ve dürüyeye söverken o sabaha yakın vurmuşlar beni –dört kurşunla susturmuşlar beni- gık bile dedirtmeden sonra teker teker yüreğime tükürdüler –sonra –hayal meyal hatırladığım işte o sıra olacak –sana bezeyen güldü- bir sigara yaktı- bir yudum daha aldı şaraptan ve bana bir daha baktı –küflü bakışlarla uzaktan uzağa - bir tekme savurdu düşlerime çok ama çok bilmişçesine- ağlama dedi deymez bu sevda ağlamaya sonra sigarasından bir nefes daha çekti –dumanını gözlerime üfleye üfleye bir daha küfretti sana sana ve benim gibi sevdalılara -tıpkı kendine gibi -eğrelti kadehler kalktı yeniden –çin çin- şerefe hadi şerefe –bu son kadeh senin için
* * * * *
o gece o loş pavyonda saçma sapandı her şey –şarabından şarkılarına kadar garsonun topal ayağına nazire gibi birer ayağı kısaydı masaların her şey bir tuhaftı- ve isyankarlığın çok ötesinde eğreltiydi bütün insanlar yaşamaya azıcık dayalı –şöyle – kendi dünyalarında küreğe mahkumcasına yarın sevdalarını heyamolalarla unutmuş -umursamaz halleri olan o insancıkların her biri öldü gün doğumunda – yaşadıkları yalan- yalan ama ben onları koşuştururken didinirken gördüm –belki de cesetleri yaşamaya güç bulmuş ekmekle kapışır katıkla kavgalı –güzel ve anlamsız hani sensiz bayram sabahları gibi- dudaklarımda bir yarım sevinç onlar adına kazan kaldırdım yarınların en acımasız umutsuzluklarına seni ve cümle senin gibileri on dokuz yerinden bıçaklanmış düşündüm biri vurdu omuzlarıma üç kere baktım hadi artık kalkalım dediler –kalktım beyoğlunun sabahlarında gün doğuyormuş -pırıl pırılmış umut umutmuş inanır mısın bu hikayelere sen– dinledin mi bir kere dürüye türküsünü şeytan ağı beyoğluna nasıl düşmüş dürüye ve nasıl unutulmuş unutma -okka her dem dört yüz dirhem dünyanın her yerinde inkar boşa eminem -ısrar boşa göre göre inat boşa -ne dersin - biliyorum öfke boşa isyan boşa ama gör ki beddua da ferahlanır yüreğim -dürüyenin de senin de- iblis belanızı versin- Rabbimin tez gününde
* * * * *
 
 

bir dürüye türküsü
 
  Bugün 4 ziyaretçi (32 klik) buradaydı

beyaz kuğu Selam Dünya !.. Selam Türkiye !.. Sitemize Hoş Geldiniz !.. ( beyaz kuğu ) bir aile sitesidir !.. Lütfen bizi takip ve dostlarınıza tavsiye ediniz !. Bu çorbada tuzu olsun isteyenlerin, tenkit ve tavsiyeleri için ( mim.sait@hotmail.com )veya ( alt1946@windowslive.com ) adreslerine mail göndermelerini bekliyoruz !.. Sitemizde "bir hoş sada" menüsü altında yer alan "beyaz kuğu", "teferruat", "derviş hüseyine mektuplar" ve "hem nalına hem mıhına" bölümleri orjinal olup, bunların hiç bir hakkı mahfuz değildir, kaynak gösterilerek veya gösterilmeksizin kullanılabilir. Diğer dökümanlar ise; çeşitli sitelerden alınmış, bazılarında değişiklik yapılmıştır.İlgililerin talebi halinde derhal kaldırılacaktır!..Bilgilerinize sunulur !.. *** beyaz kuğu***Ailenizin Sitesi***











* * * * *


 
 

Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol