|
|
|
Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı |
|
|
Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı
İDRİS ÖZYOL
Latin Amerikalı şair Caesar Vallejo'nun bir dizesi, sığındığı tenhalarda sıyrılıp geldi ve taa yüreğimin ortasına konuverdi şu an: "Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı". Uzaklar diyorum güzelim uzaklar; şu ateşli yürek, şu içinde yüreklerin yandığı ateş, şu "öteler", şu "dağların ardı", şu yeryüzü düşleri, şu cenk meydanı ve büyük sabır, büyük sınav... bütün bunların harmanlandığı bir hayalim var diyorum sana. Bir hayalim var ey Amerika, ey zengin Kuzey, ey İngiliz emperyalizmi, ey Doğu Kumpanyası, bir hayalim var. Bir gün mutlaka Korsika, mutlaka Keşmir, mutlaka Bask, mutlaka Ogaden, mutlaka Girit, mutlaka Doğu Türkistan olacak her yer. Bizim gözlerimiz ve bizim avuçlarımız olacak dünya ve bu yaşlı ve bu bilge gezegeni kalbimize doldurup, ciğerlerimize doldurup, zihnimize doldurup çekeceğiz fünyesini özgürlüğün. Elbet ve mutlaka ve bir şekilde ve kesinlikle kırılacak bin yıllarımıza bağladıkları zincir. O zincir kırılacak ve bileklerimizde kalan ağır izlerden çiçekler yayılacak yeryüzüne, çocuklar yayılacak, adalet ve insanlık yayılacak. Ve biz insan denilen bilmecenin her satırı, her harfi, her noktası için ölmeyi ve yeniden ölmeyi bilenlerdeniz diyeceğiz kırbaçların altında. Kırbaçların altında doğduk biz ve fakat artık mesela Peru'da, yakalayıp bileğinden zorbayı, o kırbacı, o bin yıllık zulmü ters çevireceğiz. Ters çevireceğiz hayatı ve ağır bir taş düşecek tarihin ortasına. Tam ortasına tarihin biz düşeceğiz. Biz, yani "uzaklar".
Ve Amerika ve baştan aşağı Kuzey ve İngiltere ve zulmün yumruğuyla kıvranan geniş topraklar, daracık yüzler, yeni bir hayatın yeni tanımları ve yeni anlamlarıyla çizilecek. Değişecek harita. Şehirlerin yeri değişecek. Ve gemiler farklı limanlara çevirecek rotayı. Uçaklar başka alanlara inecek. Başka yemeklerden ve insanlardan bahsedecek filmler. Ve Asyalılar dövmeye başlayacak semirtilmiş beyazları kung-fu filmlerinde. Edebiyat mekan değiştirecek. Şiir, kan ve roman, kahraman değiştirecek. Solmuş suratlar çekilecek fotoğraf makinelerinin önünden, kara yağız ve sarı ve siyah umutlar dolduracak kadrajı. Dünya bizim olacak. Bizim, yani "uzaklar"ın.
Buna inanmanı istiyorum işte oğlum, tam da buna inanmanı. Bir sürü yalana rağmen üstünde dimdik durduğun ayakların şöyle bir uzatarak ve gerinerek ve kollarını başının üstünde kavuşturarak sür keyfini, zihnimizi kışkırtan bu isyanın. Zihnimizi kışkırtan ve her birimizi ayrı bir gezegen kadar çoğaltan, ayrı bir bıçak kadar güçlendiren aşklardan bahsedeceğim sana. Bağıra bağıra dinleyeceğiz Leyla ile Mecnun'u ve çıt çıkartmadan konuşacağız Ferhat ve Şirin'le. Yeryüzü Leyla olacak. Yeryüzü Şirin. Ve kurtulacak Mecnun. Ve kurtulacak Ferhat. Ve sarp dağlardan gelen su düşlerimizi besleyecek. Ve tabii Romeo da var. Ve tabii Jüliet de. Tenhada kıvranan bütün aşklar kalkarak ayağa şehirlerin ortasına doğru yürüyecek. Ya tepeden tırnağa aşk olacak şehirler ya da silinecek haritadan. Ve gemiler başka limanlara doğru gidecek. Ve uçaklar başka alanlara inecek. Mesela getirip Moğolistan'a kuracağız New York'u. Paris'i Kenya'ya yerleştireceğiz. Değiştireceğiz suratını toprakların. Ve başka renklere boyanacak herşey. İstediğimiz herşeye ve doyasıya dokunacağız bundan böyle. Biz, yani "uzaklar".
31 Temmuz 1999 Cumartesi
|
|
|
|
|
|